ne biçim şeyler…

Posts tagged “xanthos

1847’de Ksantos ve Likyalı Yörükler

1847_yor

Yunanca Xanthos ve Likya diliyle Arnna’nın, yanıbaşından geçen Eşen çayıyla birlikte, bölgedeki yörüklerin 1847’deki yaşamına açılan küçük bir pencere bu. Bakıldığında ilginç detaylar var. Bugün Kınık’tan çıkıp Fethiye yönüne doğru giderken sağ taraftaki kaya mezarı dahil var. Resmin solunda, yukarı doğru çıkan küçük patikanın arkasında saz damlı küçük bir ev var. Toprak testiler, yün eğirteci, hatta sağ taraftaki yurt benzeri yörük çadırı ve sanki o güne özel en güzel kıyafetlerini giymişçesine yün çeviren yörük kadınlarıyla birlikte, belli ki güzel bir bahar gününe ait. Ksantos’a doğru baktığınızda uzak tepedeki başkentin dikilmiş iki büyük anıtını görebiliyorsunuz. Resim tam da Ksantos anıtlarının İngiltere’ye kaçırıldığı yıl olan 1847’de çizilmiş ki zaten resmin çizeri de bizzat İngiltere’den gelmiş ve Ksantos kazılarını yürüten ekipte görevli bir ressam olan George Scharf. Belki de ilk kez geldiği bu garip coğrafyaya ve sosyal yaşamına dair bir şeyler de çizmek istemiş ve kazı alanından biraz ilerideki küçük yörük ailesinin konuğu olmuş.nb


Bugünün Likyası

Günümüzden tam 120 yıl önce, 1892 yılında bir grup Avusturyalı bilim adamı, batı ve güneybatı Anadolu’da harita ve kroki çizmek için Anadolu topraklarına ayak basarlar. Gezi, İzmir’den başlayıp, Antalya’da sona erecektir. Grubun içerisinde Avusturyalı genç istihkam subayı olan Ernst Krickl vardır. Ernst Krickl, bu uzun gezinin ilk günlerinden itibaren, kendi el yazısıyla almış olduğu notlarıyla birlikte gezinin fotoğraflı bir günlüğünü kaydeder. 1892 tarihi, fotoğraf için oldukça erken ve zor bir tarihtir. O yılların teknolojik şartlarında, böylesine zorlu bir gezinin fotoğraflı günlüğünü oluşturması gerçekten muhteşem. Ve böylece bizler, 1892’nin Likya’sını siyah beyaz karelerin içinden görme şansı yakaladık. Ernst Krickl’ın bu eşsiz albümü bugün büyük boyda, Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından tekrar basılmıştır.
Genç İstihkam subayı geziye eşlik ederken bir yandan fotoğraf çeker ve her fotoğrafın altına da kendi elyazısıyla ilgili notlar alır. Gezi rotası nihayet Likya’ya vardığında, Ernst Krickl Likya’dan fazlasıyla etkilenir. Likya’nın görkemli yapıları, kaya mezarları, su kemerleri ve anıt yapıları karşısında büyülenir.

Fotoğraflardan anlıyoruz ki; tarihi ve arkeolojisi bir ingiliz tecavüzüne uğramış olsa da, o yılların Fethiye’si, Likya’sı yine de günümüzden güzel ve bakir. Heryerde olduğu gibi, son hızla değişimden nasibini almış. Tabii ki etkilenen en başta doğa olmuş. Ve doğayla birlikte değişen bizler olmuşuz. Yukarıdaki eşsiz fotoğraf 1892’nin Eşen Ovasına ait. Ernst Krickl’ın çektiği fotoğrafta ünlü Eşen çayı (Xanthos nehri) ve Eşen ovası gözlerimizin önünde. Nehir alabildiğine uzun ve bereketli. Xanthos vadisinin kalbine doğru kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Bir zamanlar üzerinden geçen Büyük (daha&helliip;)


İngiliz Emperyalizmi ve Yabancı Anadolu Gezginleri

Günümüzden yaklaşık 170 yıl önce, 1842 yılının Ocak ayında, İngiliz kraliyet donanmasına bağlı bir savaş gemisi (H.M.S Beacon) bugün Antalya ve Muğla sınırında bulunan Kınık açıklarına demir atar. Eşen Çayının denize döküldüğü bölge açıklarında demirleyen bu eski savaş gemisinin orada bulunma nedeni ilginçtir. Aslında Macera 1838’de başlar. Gemi, İngiliz Arkeolog Charles Fellows’un Batı Anadolu gezisi sırasında bulduğu ve Likya Uygarlığına ait Xanthos (Arnna) antik kentinde toprak altından çıkarılan görkemli tarihi anıtları İngiltere’ye götürmek için Patara açıklarına demirlemiştir. Fellows’un ikinci ve son gezisi sonrasında toprak altından çıkarılan yüzlerce eser, Türk köylüleri ve İngiliz denizciler tarafından inşa edilen yaklaşık 90 büyük tahta sandığa yüklenecektir. Sandıklar daha sonra öküzler ve bölgede yaşayan Türk köylüleri tarafından gemiye taşınacak ve gemi İngiltere’ye doğru hareket edecektir.

Olan bitene devam etmeden önce gemiden (H.M.S Beacon) ve gemideki önemli bir ingilizden bahsetmek gerek. Thomas Abel Brimage Spratt (1811-1888). Bu uzun isimli ingiliz, gemi Patara açıklarında demirlediğinde gemide bulunmaktadır ve kendisi Su-Jeoloji konularında çalışmış bir ingiliz tümamiralidir. Spratt, karşımıza sadece Likya’da değil, daha sonra osmanlı imparatorluğu ve Rusya’nın karşı karşıya geldiği Kırım savaşında da karşımıza çıkıyor. Spratt, o dönemde yine aynı, ingiliz kraliyet donanmasına ait “Spitfire” isimli geminin kaptanıdır. Fakat görevi farklıdır. Aslında bir anlamda değildir(!) Amaç yine birşeyler götürmektir…

18 Ağustos 1854 yılına ait “The Illustrated London News” gazetesinin ilk sayfasında bir “Kırım Savaşı” haberi yayınlanır. Savaş tüm hızı ve şiddetiyle devam ederken, ilginçtir ki ingiliz gazetesinin başlığının Kırım Savaşıyla bir ilgisi yoktur. Osmanlı Ruslarla savaşa dursun, ingiliz gazetenin (daha&helliip;)


Tlos’u nasıl keşfetti? Charles Fellows – 1838

Charles Fellows, 1838 yılında Batı Anadolu’ya düzenlediği geziyle birlikte, Likya Uygarlığı’na  ait birçok şehri de keşfeden arkeolog-gezgin olarak bilinir. Fellows’un gezisi ve keşifleri sonrası 1839’da İngiltere’ye döndükten sonra yazdığı ilk kitaptan, özellikle Tlos antik şehrine ilk girişini anlatan bölüme ait birkaç paragrafın çevirisini yaptım. İsmi, zamanının bilinen haritasında farklı bir Likya kenti olarak işaretlenmiş Tlos’un, Fellows tarafından arkeoloji literatürüne katılmasıdır. Fellows Arnna’dan (Xanthos – bugünkü Kınık) çıkıp, Eşen çayını takip ederek Likya’nın kalbine doğru girmeye başlıyor.

20 Nisan – Demelheer (Eşen’e bağlı Demirler köyü olabilir) At üzerinde Xanthos’tan ayrıldıktan sonra, nehir boyunca tam 15 mil çok güzel yerlerden geçerek ilerledik. Bir mil boyunca ıssız bir bölgeyi ve yarısı belli belirsiz bir antik şehri geçtik. Oldukça derin ve büyük kıvrımlarla akan sarı renkli nehri (Eşen Çayı) takip ederek, bazen yükselen tepeler ve sık ağaçlı ormanlarla tabloya benzer bir görüntünün içinde ilerledik. Şimdi önümüzdeki bu vadi; Küçük Asya’da bu zamana kadar gördüğüm en güzel vadi. Bu gece çadırımı kuracağım yerin ne kadar güzel bir yer olduğunu, nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. Önümde uçsuz bucaksız, yemyeşil otlaklar var ve ben çadırımı tüm bu düzlüğe ve vadiye hakim bir uçurumun kenarına kurdum. Sırtımı ise ardında Makri (Fethiye’nin eski ismi) olan sık ormanlıklara sahip  dağlara yasladım. Buranın toprağı oldukça ince yapılı fakat koyunların otlamaları için oldukça ideal. Haftalardan beri gördüğüm en bereketli otlaklar burası olsa gerek.

Çadır hayatının onlara verdiği özgürlükten olsa gerek, buradaki insanlar oldukça iyi görünüyorlar. Fakat seyahat eden insanlar için çok nazik oldukları söylenemez. Bu insanların yeterli yiyecekleri varsa parayı asla önemsemezler ve bundan fazlasını da istemezler. Bu insanların kamplarından birinde konakladık. Sabah saat 6:00 da atlarımızı hazır etmelerini istedik fakat saat 7:00 olmasına rağmen görünürde kimse yoktu. Onları uygun bir şekilde yakalamak çok zor. Atlarımız ancak öğleden bir saat önce (daha&helliip;)


Arnna (Xanthos), 1838 Charles Fellows

Arnna, bugün Muğla-Antalya sınırında yer alan Kınık’taki büyük Likya şehridir. Kınık’ı çok severim. Güzel bir pazarı ve çok sıcak bir havası vardır. Dümdüz ve gezmesi güzel bir yerdir. Patara ve Letoon gibi güzel Likya kentleri de bu bölgede yer alır. Gezgin Arkeolog Charles Fellows’un da adını ilk duyurduğu yer işte burasıdır. Arnna uzun yıllar Likya’nın başkentliğini yapmıştır. Gerçek ve döneminin ismi “Arnna” olduğu halde bugün, helenik ismi olan “Xanthos” kullanılır. Arnna, Luvi kökenli bir isimdir, Xanthos ise Yunancadır. Bilimadamları ve Arkeologlar “Arnna” ismini kullandıkları halde aynı yer basında ve diğer mecralarda Xanthos olarak geçer. Bunun sebebi daha önceden de sık sık bahsettiğim Batı Anadolu uygarlıklarının Helenleştirilme politikasıdır.
Likya çizimlerine uzun süreden bu yana yer vermemiştim. Bugün bir tane eklemek istedim. Fellows 1838’de yaptığı Batı ve Güney Anadolu gezisini anlatan kitabında, Likya’nın başkenti Arnna’ya girişini anlatıyor. Fellows’dan çoğu kaynakta Arnna’yı keşfeden insan olarak bahsedilir. Fellows kitabında, at üzerinde Arnna’ya ilk girişinden çok etkilendiğini anlatır. Arnna yamaçlarına yayılmış Likya mezarlarından, Eşen çayından ve Kınık’tan bahsetmiştir. Gezgin, diğer Likya kentlerinden daha fazla yapıt barındıran Arnna’ya ayrı bir yer veriyor. Diğer yandan da bulunduğu konumun çevresinden ve manzarasından çok etkilendiğini anlatıyor. Bugün, Arnna’ya Fellows’un yukarıdaki çizimini yaptığı aynı konumdan bakabilirsiniz. Çizimi tiyatronun hemen arkasından, karşısına Akdağlar’ı, yani Torosların Batı Akdeniz’deki ilk yükseltisini alarak yapmış. Resmin en arkaplanında Akdağlar’ın (Massicytus) bembeyaz karlı zirveleri belli belirsiz görünüyor. Çizim Nisan ayında yapılmış ve Akdağlar’ın zirvelerindeki kar bugün bile Mayıs sonuna kadar erimez. Bu eşsiz çevre ve manzara Fellows’u oldukça etkiliyor fakat bugün aynı konumdan aynı yere doğru bakarsanız aynı büyülü manzarayı göremezsiniz. Çizime göre Arnna’nın, 1838 yılında, bitki örtüsü bakımından oldukça zengin olduğunu anlayabiliyoruz. Diğer bir önemli nokta da, çizimin ortasındaki dört yanı kabartmalı anıt mezardır. Eğer bugün, bu anıt mezarı görmek isterseniz üzerindeki kabartmaların alçıdan yapılmış taklitler olduklarını görürsünüz. Bunun sebebi Fellows’un bu kabartmaları İngiltere’ye kaçırmasıdır. Daha sonra ülkemiz heykel sanatçılarından görevlendirilen bir grup Londra British Museum’a giderek eserin birebir taklitlerini yapmışlar ve yapılan bu alçı taklitler Arnna’daki yerlerine konulmuştur. Bu trajik bir durumdur. Eserlerin orjinal yerlerinde kendilerinin alçıdan kopyaları durmaktadır. Bugün Arnna’ya giderseniz bu kabartmaları gerçek sanabilirsiniz fakat değillerdir. Ayrıca Fellows Arnna’dan neredeyse Bergama’dan çalınan Zeus tapınağına bedel bir anıt olan “Nereid Anıtı” nı da çalıp İngiltere’ye kaçırmayı başarmıştır. Bu güzel çizimin bana göre ilginç bir yanı da, çizimin hiçbir yerinde yerli halktan bir eser bulunmamasıdır. Bunun bana ilginç gelmesinin sebebi; dönemin gezgin ve çizerlerinin Anadolu insanını bu tarz resimlerin önplanlarına yerleştirmeyi sevmeleridir. Belki de Fellows, Arnna’yı diğer Likya şehirlerinden farklı bir yere koyduğu için, bu güzel çizimde Arnna’yı yalnız ve boş görüntülemek istemiştir.


Arnna Şiiri


Roma’dan kaçan Brutus’un, Likya başkenti Arnna’ya (Xanthos) girip şehri yağmalaması ve Likya’lıların kendilerini yakarak gerçekleştirdikleri toplu intiharlarından sonra yazılan bir Likya şiiridir. Aynı halk daha önce, MÖ540 yılındaki Pers istilasında da savaşı kaybedip, özgürlüklerini de kaybedeceklerini anladıklarında bir toplu intihar daha gerçekleştirmiştir. Pers istilası sırasında gerçekleşen toplu intihar sonrası, kimi kaynağa göre o sırada şehirde bulunmayan 80 aile geri dönüp şehri tekrar kurmuştur. Arnna şehrinde bulunan devasa yekpare anıt, Likyalıların Perslerle yaptıkları mücadeleyi anlatmaktadır ve Luvi dilinde yazılmıştır. Likyalılar’ın toplu intiharları sırasında bir kadının kucağındaki çocuk ile ateşe atladığını görüp, bundan çok etkilenen Brutus ise, askerlerine canlı kalan tüm Likyalıları getirmelerini söyler. Bunun için askerlerine her buldukları Arnna’lı için ödül vereceğini söyler. Fakat Arnna halkından hiçkimse bulunamamıştır. Bunun yerine dağlara kaçmış veya o zaman diliminde Likya’nın küçük yaylalarında yaşayan 150 kadar insan bulunur. Ve şehir yeniden inşa edilmeye çalışılır. Şiir, günümüz modern şiir anlayışına oldukça benzemektedir ve Likya halkının özgürlük tutkusuna işaret etmektedir.
Likya Şiiri
evlerimizi mezar yaptık, mezarlarımızı ev, yıkıldı evlerimiz, yağmalandı mezarlarımız, dağların doruğuna çıktık, toprağın altına girdik, suların altında kaldık, gelip buldular bizi, bozdular birliğimizi, altüst ettiler bizi, yakıp yıktılar, yağmaladılar bizi, biz ki analarımızın,kadınlarımızın ve ölülerimizin uğruna, biz ki onurumuz ve özgürlüğümüz uğruna, toplu ölümleri yeğleyen, bu toprağın insanları, bir ateş bıraktık, hiç sönmeyen ve sönmeyecek olan…