ne biçim şeyler…

Posts tagged “eski kınık

1847’de Ksantos ve Likyalı Yörükler

1847_yor

Yunanca Xanthos ve Likya diliyle Arnna’nın, yanıbaşından geçen Eşen çayıyla birlikte, bölgedeki yörüklerin 1847’deki yaşamına açılan küçük bir pencere bu. Bakıldığında ilginç detaylar var. Bugün Kınık’tan çıkıp Fethiye yönüne doğru giderken sağ taraftaki kaya mezarı dahil var. Resmin solunda, yukarı doğru çıkan küçük patikanın arkasında saz damlı küçük bir ev var. Toprak testiler, yün eğirteci, hatta sağ taraftaki yurt benzeri yörük çadırı ve sanki o güne özel en güzel kıyafetlerini giymişçesine yün çeviren yörük kadınlarıyla birlikte, belli ki güzel bir bahar gününe ait. Ksantos’a doğru baktığınızda uzak tepedeki başkentin dikilmiş iki büyük anıtını görebiliyorsunuz. Resim tam da Ksantos anıtlarının İngiltere’ye kaçırıldığı yıl olan 1847’de çizilmiş ki zaten resmin çizeri de bizzat İngiltere’den gelmiş ve Ksantos kazılarını yürüten ekipte görevli bir ressam olan George Scharf. Belki de ilk kez geldiği bu garip coğrafyaya ve sosyal yaşamına dair bir şeyler de çizmek istemiş ve kazı alanından biraz ilerideki küçük yörük ailesinin konuğu olmuş.nb


Tlos’u nasıl keşfetti? Charles Fellows – 1838

Charles Fellows, 1838 yılında Batı Anadolu’ya düzenlediği geziyle birlikte, Likya Uygarlığı’na  ait birçok şehri de keşfeden arkeolog-gezgin olarak bilinir. Fellows’un gezisi ve keşifleri sonrası 1839’da İngiltere’ye döndükten sonra yazdığı ilk kitaptan, özellikle Tlos antik şehrine ilk girişini anlatan bölüme ait birkaç paragrafın çevirisini yaptım. İsmi, zamanının bilinen haritasında farklı bir Likya kenti olarak işaretlenmiş Tlos’un, Fellows tarafından arkeoloji literatürüne katılmasıdır. Fellows Arnna’dan (Xanthos – bugünkü Kınık) çıkıp, Eşen çayını takip ederek Likya’nın kalbine doğru girmeye başlıyor.

20 Nisan – Demelheer (Eşen’e bağlı Demirler köyü olabilir) At üzerinde Xanthos’tan ayrıldıktan sonra, nehir boyunca tam 15 mil çok güzel yerlerden geçerek ilerledik. Bir mil boyunca ıssız bir bölgeyi ve yarısı belli belirsiz bir antik şehri geçtik. Oldukça derin ve büyük kıvrımlarla akan sarı renkli nehri (Eşen Çayı) takip ederek, bazen yükselen tepeler ve sık ağaçlı ormanlarla tabloya benzer bir görüntünün içinde ilerledik. Şimdi önümüzdeki bu vadi; Küçük Asya’da bu zamana kadar gördüğüm en güzel vadi. Bu gece çadırımı kuracağım yerin ne kadar güzel bir yer olduğunu, nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. Önümde uçsuz bucaksız, yemyeşil otlaklar var ve ben çadırımı tüm bu düzlüğe ve vadiye hakim bir uçurumun kenarına kurdum. Sırtımı ise ardında Makri (Fethiye’nin eski ismi) olan sık ormanlıklara sahip  dağlara yasladım. Buranın toprağı oldukça ince yapılı fakat koyunların otlamaları için oldukça ideal. Haftalardan beri gördüğüm en bereketli otlaklar burası olsa gerek.

Çadır hayatının onlara verdiği özgürlükten olsa gerek, buradaki insanlar oldukça iyi görünüyorlar. Fakat seyahat eden insanlar için çok nazik oldukları söylenemez. Bu insanların yeterli yiyecekleri varsa parayı asla önemsemezler ve bundan fazlasını da istemezler. Bu insanların kamplarından birinde konakladık. Sabah saat 6:00 da atlarımızı hazır etmelerini istedik fakat saat 7:00 olmasına rağmen görünürde kimse yoktu. Onları uygun bir şekilde yakalamak çok zor. Atlarımız ancak öğleden bir saat önce (daha&helliip;)


Arnna (Xanthos), 1838 Charles Fellows

Arnna, bugün Muğla-Antalya sınırında yer alan Kınık’taki büyük Likya şehridir. Kınık’ı çok severim. Güzel bir pazarı ve çok sıcak bir havası vardır. Dümdüz ve gezmesi güzel bir yerdir. Patara ve Letoon gibi güzel Likya kentleri de bu bölgede yer alır. Gezgin Arkeolog Charles Fellows’un da adını ilk duyurduğu yer işte burasıdır. Arnna uzun yıllar Likya’nın başkentliğini yapmıştır. Gerçek ve döneminin ismi “Arnna” olduğu halde bugün, helenik ismi olan “Xanthos” kullanılır. Arnna, Luvi kökenli bir isimdir, Xanthos ise Yunancadır. Bilimadamları ve Arkeologlar “Arnna” ismini kullandıkları halde aynı yer basında ve diğer mecralarda Xanthos olarak geçer. Bunun sebebi daha önceden de sık sık bahsettiğim Batı Anadolu uygarlıklarının Helenleştirilme politikasıdır.
Likya çizimlerine uzun süreden bu yana yer vermemiştim. Bugün bir tane eklemek istedim. Fellows 1838’de yaptığı Batı ve Güney Anadolu gezisini anlatan kitabında, Likya’nın başkenti Arnna’ya girişini anlatıyor. Fellows’dan çoğu kaynakta Arnna’yı keşfeden insan olarak bahsedilir. Fellows kitabında, at üzerinde Arnna’ya ilk girişinden çok etkilendiğini anlatır. Arnna yamaçlarına yayılmış Likya mezarlarından, Eşen çayından ve Kınık’tan bahsetmiştir. Gezgin, diğer Likya kentlerinden daha fazla yapıt barındıran Arnna’ya ayrı bir yer veriyor. Diğer yandan da bulunduğu konumun çevresinden ve manzarasından çok etkilendiğini anlatıyor. Bugün, Arnna’ya Fellows’un yukarıdaki çizimini yaptığı aynı konumdan bakabilirsiniz. Çizimi tiyatronun hemen arkasından, karşısına Akdağlar’ı, yani Torosların Batı Akdeniz’deki ilk yükseltisini alarak yapmış. Resmin en arkaplanında Akdağlar’ın (Massicytus) bembeyaz karlı zirveleri belli belirsiz görünüyor. Çizim Nisan ayında yapılmış ve Akdağlar’ın zirvelerindeki kar bugün bile Mayıs sonuna kadar erimez. Bu eşsiz çevre ve manzara Fellows’u oldukça etkiliyor fakat bugün aynı konumdan aynı yere doğru bakarsanız aynı büyülü manzarayı göremezsiniz. Çizime göre Arnna’nın, 1838 yılında, bitki örtüsü bakımından oldukça zengin olduğunu anlayabiliyoruz. Diğer bir önemli nokta da, çizimin ortasındaki dört yanı kabartmalı anıt mezardır. Eğer bugün, bu anıt mezarı görmek isterseniz üzerindeki kabartmaların alçıdan yapılmış taklitler olduklarını görürsünüz. Bunun sebebi Fellows’un bu kabartmaları İngiltere’ye kaçırmasıdır. Daha sonra ülkemiz heykel sanatçılarından görevlendirilen bir grup Londra British Museum’a giderek eserin birebir taklitlerini yapmışlar ve yapılan bu alçı taklitler Arnna’daki yerlerine konulmuştur. Bu trajik bir durumdur. Eserlerin orjinal yerlerinde kendilerinin alçıdan kopyaları durmaktadır. Bugün Arnna’ya giderseniz bu kabartmaları gerçek sanabilirsiniz fakat değillerdir. Ayrıca Fellows Arnna’dan neredeyse Bergama’dan çalınan Zeus tapınağına bedel bir anıt olan “Nereid Anıtı” nı da çalıp İngiltere’ye kaçırmayı başarmıştır. Bu güzel çizimin bana göre ilginç bir yanı da, çizimin hiçbir yerinde yerli halktan bir eser bulunmamasıdır. Bunun bana ilginç gelmesinin sebebi; dönemin gezgin ve çizerlerinin Anadolu insanını bu tarz resimlerin önplanlarına yerleştirmeyi sevmeleridir. Belki de Fellows, Arnna’yı diğer Likya şehirlerinden farklı bir yere koyduğu için, bu güzel çizimde Arnna’yı yalnız ve boş görüntülemek istemiştir.