ne biçim şeyler…

İpek Yolu, Anadolu’nun Eski Kervan Yolları ve İzmir Kervan Köprüsü – 1. Bölüm

a_1İzmir – eski kervan köprüsüne dair söylenecek çok şey var. Şimdilerde kendisi, üzerine atılmış siyah ve ziftli bir asfalt tabakasının altında yatıyor ve artık üzerinden zengin ticaret kervanları değil de belediye otobüsleri geçiyor olsa da, o bir zamanlar İzmir’in, belki de Anadolu’nun en nadide yapılarından birisiydi. Bu küçük kervan köprüsünü bu denli güzel ve eşsiz kılan şey mimarisi miydi? Veya boyutları mıydı? Kesinlikle hayır. Aslında oldukça mütevazi görünümlü fakat sağlamlığını çağlar boyu kanıtlamış bu köprüyü bu denli eşsiz yapan şey köprünün arkaplanıydı. Bir limanı önemli bir liman yapan şey o limanın hinterlandıdır. Yani aslında arkaplanı veya diğer bir deyişle beslenme alanıdır. Köprüler için de aynı şey geçerlidir. Yani aslında bir köprünün önemli bir köprü oluşu birbirine bağladığı yollarla da ilgilidir. Eski İzmir kervan köprüsü de bu açıdan eşsiz ve önemi kendi boyundan daha büyük bir köprüydü. Fakat zaman ilerledikçe sahip olduğu önem de sürekli olarak değişti. Tabii ki uygarlıklarla birlikte ticaret de değişecek, tarih değişecek, mimari değişecek ve hatta coğrafya değişecek. Köprüler de değişecek, birbirlerine bağladığı yollar da.

İzmir kervan köprüsünün tarihin en eski köprüsü olduğundan bahseden yazılar, araştırmalar ve buna benzer şeyler var. Ben bunların ciddi, bilimsel ve gerçek sonuçlar olduklarını düşünmüyorum. Bunlar kesinlikle popüler ve coğrafyaya yönelik dikkat çekici şeyler. Pek tabii ki tarihte İzmir kervan köprüsünden daha eski köprüler olması kesinlikle muhtemeldir. Fakat bu yine de onun önemini biraz olsun değiştirmeyecektir. Ne olursa olsun kesinlikle çok eski bir köprü olduğu ve çok sayıda uygarlık tarafından kullanıldığı, onarıldığı bir gerçektir. Aslında Roma dönemi MÖ. 28’e tarihlenen bu köprü büyük olasılıkla çok daha eskilerde de mevcuttu, çünkü konumu dolayısıyla her çağda önemli ve stratejik bir yerdeydi. Özellikle ticari açıdan bakıldığında Antik çağdan bu yana kullanılan ve her dönem önemli bir liman olan İzmir limanının çıkış noktası olması sebebiyle tarihinin daha eskilere gittiği kolaylıkla tahmin edilebilir.

ikk2İşte böyle bir durumda tarihin erken zamanlarından 1800’lü yılların sonlarına ve hatta 1900’lü yılların başlarına kadar Asya’nın ve Anadolu’nun iç kesimlerinden İzmir’e gelen her deve kervanının mecburen üzerinden geçtiği bir köprüydü. Bir köprü için böylesine bir zaman aralığını kapsamak kolay değildir. Şimdilerde canlandırmak zor olsa da, İpek Yolu’nun önemli bir ticaret yolu olduğu zamanlarda Tebriz’den, Buhara’dan, Semerkand ve daha nice Asya ticaret şehirlerinden, hatta ve hatta Çin’den dahi İzmir limanına gelen kervanlar, işte bu köprüden geçip mallarını İzmir limanına bırakıyorlardı. İzmir her açıdan önemliydi. İzmir demek ticaret demekti. Birçok ticaret kervanı için yol İzmir’de bitmiyordu fakat mallarını buradan deniz yoluyla karşı kıyılara, İstanbul’a ve Avrupa’ya taşıyorlardı. Birçok batılı tüccar Asya’dan gelen eşsiz ticaret mallarını İzmir’den alıp Avrupa’ya götürüyordu. Bu gelenekselleşmiş ve kemikleşmiş ticaret ağı Hititler’den, Asurlar’dan, Urartular’dan beri devam den bir ağdı. Bu anlamda Hititler’in, Luviler’in Apasa’sı, Yunan ticaret kolonilerinin Efesus’u ve şimdiki zamanın Efes’i o dönemler ticaretin dünyadaki en parlak noktalarından biriydi. Batı Anadolu, insan uygarlığının bu topraklardaki en erken zamanlarında dahil çömlek ticaretinin merkeziydi. İşte İzmir kervan köprüsü o zamanlar inşa edilmemiş olsa dahi, böylesine eski bir ticaret – taşıma geleneğinin ürünüydü.

İşte bu köprünün kökeni aslında Antik çağ öncesi doğal geçitlere, Antik Çağa, Roma, Bizans ve özellikle birinci dönem Anadolu Beylikleri döneminin eski Anadolu yol ağlarına ve tabii ki İpek yoluna bağlanıyordu. Sadece bu kadar mı? Kesinlikle hayır. Çünkü bahsettiğim tüm bu dönemlerde kullanılan bazı yol ağları -özellikle eski Anadolu kervan yollarının bazıları- artık zamanla önemini yitirmiş ve yitip gitmişlerdir. Fakat bu yollar günümüzde halen bir şekilde yaşamaya devam eden, belki de patikalaşmış, toprak altında kalmış, bazılarıysa tamamen silinmiş ve üzerlerine yeni yerleşim yerleri -ve hatta yollar- inşa edilmiş yollardır. Şanslıyız ki, bu eski kervan yollarından bazıları halen yer yer günümüze kadar yaşamayı başarmış durumdadır. Benim bu çok eski ve kökleri antik çağa giden kervan yollarına dair bildiklerimden ve gördüklerimden bir tanesi halen yaşamaya çalışan eski Çine kervan yoludur. Öyle ki; bu yolun üzerinden sadece ticaret kervanları değil; nice ordular, gezginler ve hatta insanlık tarihinin en büyük gezgini Tancalı İbni Battuta geçmiştir. İşte bu küçük yollar aslında bu derece önemli ve büyük tarihi değer taşıyan yapılardır. Aslında bu yollar halen yaşamaya devam eden birer tarihi miras – tarihi eserdir. Bu eski yollar sadece mekanda değil, aslında zamanda da insanı taşıyan yollardır.a2Aslında bu kadarıyla değil. İzmir, adeta bir tarihi köprü cennetidir. Özellikle Bergama, Ödemiş, Tire ve Selçuk, kervan köprüleri açısından zengin yerlerdir ki sadece Bergama’da halen yaşayan 5’ten fazla kervan köprüsü vardır. Buna rağmen bugün Kemer’de bulunan ve konumuzun merkezindeki eski İzmir kervan köprüsünü bu denli önemli yapan şey nedir? Kervan köprüsünün bu derece önemli ve tarih boyunca bilinir olmasının en büyük sebebi tam olarak konumu ve köprünün çevresinde oluşan renkli hayat manzaralarıydı. Köprü, Denizli ve Efes’ten sonra İpek Yolunun Batı Anadolu’daki bilinen son noktasıydı ve İzmir’e gelen her kervan için artık uzun ve yorucu yolların bittiğinin habercisiydi. İzmir kervan köprüsü demek uzun yolun sonu demekti. Bu köprüye kadar sağ salim varabilen kervanlar köprü girişinde belirli bir ücret ödeyerek şehre giriyorlar ve bu ücret karşılığında develer istedikleri yerde konaklayabiliyorlardı. Köprü ve çevresinin bu derece önemli olmasının bir diğer sebebi ise şehre girecek olan veya şehirden çıkacak olan kervancıların biraraya gelerek toplandığı bir mekan olmasıydı. Bu, kervancılar için çok önemliydi çünkü bu sayede kervanlar geçecekleri yollar ve gidecekleri yerlerle ilgili birbirlerinden bilgi alıyorlardı. Özellikle kervanlar açısından sorunlu bölgelerle ilgili yeni ve güncel bilgileri burada birbirleriyle paylaşarak, çeşitli dostluklar kuruyorlardı. İşte bu sebepten dolayı köprü ve çevresi her dönem rengarenk ve canlı görüntülere sahne oluyordu. Yorgunluklarını atmak isteyen sayısız kervan ve yüzlerce deve, köprü çevresinde yayılıyor, farklı yerlerden gelen yüzlerce kervancı köprü çevresindeki irili ufaklı kahvehanelerde kahve içip, tütün tüttürüyorlardı. Köprü çevresindeki bu hareketli yaşama yönelik birçok seyyar satıcı, kervancılara ve köprü çevresinde yayılıp yeşeren bu renkli hayata bambaşka bir boyut katıyorlardı. Sadece yiyecek ve içecek değil, anlaşılan o ki, dervişler ve çalgıcılar dahil köprü çevresindeki bu yaşamın birer parçasıydılar. 1845 yılına Fellows’a ait bir çizimin yukarıdaki detayı bu anlamda oldukça fikir verici. Köprü ve çevresinde yeşeren bu yaşam sadece 1800’lü yıllarda değil, fotoğraf makinasının topraklarımıza girdiği ilk yıllarda da devam etti. Tabii ki eski ihtişamlı günlerinden geriye hiçbir şey kalmamıştı ama develer gittikçe azalarak da olsa köprünün üzerinden geçmeye devam ediyorlardı. dvlerBu arada yukarıdaki fotoğrafta yer alan develerin, diğer birçok çizim ve fotoğraftakilerden farklı olarak çift hörgüçlü Orta Asya develeri olduğunu belirtmeyi isterim. Yani aslında köprünün nerelere uzandığını gösteren küçük ama güzel bir ayrıntıdır bu. Aslında üzerine kurulduğu Meles çayı zamanla zayıflayıp sonunda ince bir dereye dönüştükten sonradır ki köprü, asıl vazifesini de yitirdi. Bazen köprü üzerindeki hengameden etkilenmek istemeyen birçok kervan köprüyü kullanmadan direkt olarak Meles çayı üzerinden geçiyorlardı. Artık köprü, İzmir limanına veya şehir içerisine girecek kervanlar için sadece bir vergi gişesi görevi görüyordu. Fakat bu durum hiçbir zaman köprü çevresindeki renkli manzarayı değiştirmedi. Köprü çevresindeki irili ufaklı kafeler ve çevreleri halen kervancılarla, çevre insanları ve bilimum satıcılarla dolup taşıyordu. Kısacası köprü ve çevresi her daim rengarenk bir tablo gibiydi.strZaman değişiyor, şartlar değişiyor ve uygarlıklar da değişiyordu. Tabii ki teknoloji de öyle. Batı Anadolu ve özellikle İzmir’e yerleşen yabancı levanten aileler hem bölgedeki incir ve zeytin gibi ürünlerin ticaretini yapıyor hem de Anadolu’nun iç bölgelerinden getirilen ürünleri Avrupa’ya götürüyorlardı. Özellikle o dönem Avrupalı zenginler için vazgeçilmez bir içecek olan salep otunu ve Avrupada beğeniyle tüketilen kuru inciri Ege’nin iç kesimlerinden İzmir’deki levantenlere ait depolara taşıyan develer İzmir’e bu köprüden giriş yapıyordı. Bu sayede tekrar önem kazanmaya başlayan İzmir limanıyla birlikte kervan köprüsü trafiği de bir miktar daha arttı fakat bu artış çok da uzun sürmedi. Çünkü bölgeyi adeta sömüren levanten aileler ve bu sömürü yarışında kızışan büyük rekabetle birlikte taşımacılıkta hız en önemli faktörlerden birisi haline geldi. Öyle ki levantenler öncülüğünde bölgeye döşenen demiryolu ağıyla birlikte deve kervanları en büyük darbeyi yemiş oldular. Garip oldu. Bir dönem tozlu Anadolu yollarında yürüyen yaşlı ve yorgun deve toynakları, İzmir’e girdiklerinde artık tren ve tramvay yollarının üzerinde çelik raylara paralel yürümeye başladılar. İşte çağlardan beri üzerinden nice ayakların ve kervanların geçtiği eski köprü, tarihinin en büyük darbesini böylece yemiş oldu. Köprü zamana ayak uyduruyordu. Aşağıdaki fotoğraf İzmir kordon boyundan limana giden kordonboyuna ait bir fotoğraftır. Sağ altta ilerleyen deve kervanlarını görmekteyiz. Bu kervanlar yüklerine bakılırsa pamuk veya tahıl taşıyan yakın bölge Aydın – Denizli yöresi kervanları olsa gerek. Fakat her halükarda eski kervan köprüsünden geçtiler ve İzmir limanına giriş yaptılar. Kervancı için ne garip bir duygudur. Tozlu Anadolu yollarından sonra İngiliz, İtalyan, Fransız tüccarlarla dolu İzmir’in taş döşeli yollarında yürümek. İşte bu, eski İzmir kervan köprüsünün kısa ama bir o kadar garip hikayesidir ve bu hikayeye asıl önemli kısımlarıyla, yazının 2. bölümüyle devam etmek istiyorum.

idev

Yazıyı kısa planladım fakat aldı başını gitti. Burada bitmesin. En iyisi mi yazıyı 2’ye bölmek diye düşündüm. Yazı devam edecek.

Bu blog sayfasına abone olarak her yeni yazıdan mail yoluyla anında haberdar olabilirsiniz. Bunun için sayfanın sağ alt kısmındaki “takip et” butonuna tıklayarak sadece mail adresinizi girmeniz yeterli.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.