ne biçim şeyler…

Mankurt

mnkrt
Hemen hemen her yerde aynıdır; laftan anlamayana, okuduğunu anlamayana, beynini kullanmayana mankafa denir. Mankafa dediğimiz de çok eski bir tanımdır; ta ki Orta Asya’dan, Kırgızlar’dan gelen bir efsanesi de vardır ve kelime kökeni “Mankurt” tur. Gariptir ya; bu efsane tazeliğini hiç kaybetmiyor. Bu ilginç bir hikaye ve hemen hemen halen tekrarlanan, yaşayan ve bizlerle birlikte yeniden anlam kazanan bir gerçeklik. Zamanında Orta Asya steplerinde Cücenler (Juan Juan) isimli bir kavim – kabile yaşarmış. Bu kavim diğer kavimlerden farklı olarak yağmaladığı yerlerdeki genç insanları kaçırıp köleleştiren, onları daha önce hiç olmadıkları kadar farklı insanlar haline getirebilen bir kavimmiş. Bunu da sadece kendilerinin uyguladıkları çeşitli işkence yöntemleriyle başarabiliyorlarmış. Öyle ki, hemen hemen herkes Cücenlerin eline düşmektense ölmeyi yeğlermiş.

Cücenler kaçırdıkları genç erkeklerin kafalarını tıraş ettikten sonra develerin boyun derisini bu insanların kafalarına sıkıca sarar ve sıcak çölde başıboş halde bırakırlarmış. Bu insanlara sadece hayatta kalabilecekleri kadar su ve yiyecek verilirmiş. Bu korkunç işkenceden çok azı sağ olarak kurtulmayı başaran bu insanlar, kafalarına sarılmış deve derisi yüzünden yavaş yavaş akıllarını yitirmeye başlarlarmış. Çünkü çöl sıcağında gerilen deve derisi yüzünden saçları içeriye doğru uzamaya başlar ve beyinlerini kullanma yetilerini yavaş yavaş kaybederlermiş. En sonunda ise beyinlerini tamamen yitirip, kendilerine söylenen herşeyi harfiyen yapan, geçmişlerini ve kim olduklarını unutan köleler haline gelirlermiş. Üstelik yeni sahiplerine o kadar düşkün bir hale gelirlermiş ki; kaçmayı akıllarından bile geçirmezlermiş. Mankurt denilen bu köleler beyinleri boş, insan olduğunun bile farkında olmayan, soyunu, sopunu ve çocukluğunu dahi bilmeyen, ağzı var dili yok canlılar haline gelirlermiş. İşte Cücenler komşu kabilelerden ve özellikle Kırgızlar’dan kaçırdıkları genç erkekleri mankurt haline getirir ve hatta başka kabilelere de satarlarmış. Öyle ki, mankurtlar normal kölelerden kat kat daha pahalıya satılırlarmış.

Hikayeye göre günün birinde Nayman Ana’nın tek oğlu Kolaman (yol aydınlığı), Cücenler tarafından kaçırılmış. Nayman Ana da hayattaki tek varlığı oğlunu Cücenler’den geri almak için kızgın çölü aşıp oğlunu aramaya koyulmuş. Derken Nayman Ana, oğlunu başına geçirilmiş deve derisiyle birlikte bir sürünün başında çobanlık yaparken bulmuş. Uzaktan uzağa oğlu Kolaman’ı izlerken gizlice yanına gitmeye karar vermiş ve gitmiş. Nayman Ana oğlunun yanına vardığında Kolaman’a ismiyle seslenmiş fakat Kolaman Anasını tanımamış. Nayman Ana tekrar seslenmiş fakat nafile. Kolaman anasına koca bir boşluğa bakar gibi bakıp durmuş. Nayman Ana oğluna seslenir “adını hatırla, adını hatırla”. Fakat Kolaman boş gözlerle Anasına bakmaya devam eder. Nayman Ana oğluna babasını, atasını sorar, fakat yine nafile. Kolaman boş gözlerle bakmaktadır.

Derken çölün bir ucundaki Cücen tüm olan biteni görür ve kölesini kaçırmak isteyen kadının Kolaman’ın anası olduğunu anlar. Nayman Ana da adamı farkeder ve kaçmaya başlar. Nayman Ana oğlundan vazgeçmez ve ertesi gün yine gizliden gizliye oğlunun yanına varıp ona ismini söyler, atalarını ve babasını anlatır. Nayman ana ne anlatırsa anlatsın Kolaman hep aynı, hiçbir şey anlamadan boş gözlerle Nayman Ana’ya bakmaktadır. Günün sonunda kölesini almaya gelen Cücen, Nayman Ana’yı tekrar farkeder. Nayman Ana yine kaçmayı başarır. Ve bu döngü haftalarca devam eder. Nayman Ana bulduğu her fırsatta gizlice oğluna varır ve oğluna atalarını, babasını, çocukluğunu ve gerçek ismini anlatır.
Durumun farkına varan Cücen, Kolaman’ın birgün kendine gelip geçmişini, gerçek ismini ve atalarını öğrenmesinden çok korkar ve bir gece Kolaman’a bir ok ve bir de yay verir. Yarın, kadın tekrar gelecek olursa verdiği oku kadının kalbine saplamasını söyler.

Birgün sonra Nayman Ana tekrar oğlunun yanına geldiğinde Kolaman’ın elindeki oku farkeder ve oğluna “adını hatırla oğlum, adını hatırla sen Kolaman’sın, senin baban Dönenbay” diye seslenir. Kolaman hiçbir şey düşünmeden yayını çeker ve Nayman Ana’yı efendisinin emrettiği gibi tam kalbinden vurur. Nayman Ana yere düşüp de can verirken halen oğluna seslenmektedir “adını unutma oğlum, atanı unutma, geçmişini unutma”. Oysa herşey nafiledir. Kolaman kendi annesini, kendi düşmanının yurdunda, düşmanlarına çobanlık yaparken, kendi attığı bir okla vurmuştur.
Nayman Ana yere düşerken sert bir rüzgar eser ve başındaki leçek havalanır. Beyaz leçek kendisi gibi beyaz bir kuş olur. Kuş havalanmış ve “Dönenbay Dönenbay” diye ötmeye başlamış. Ve derler ki; bu dönenbay kuşu bozkırlarda halen ötüp dururmuş. İnsanlar atalarını hiç unutmasınlar diye…

Bugün Türkiye’de milyonlarca mankurtla birlikte yaşamıyor muyuz?

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.