ne biçim şeyler…

1838 – İzmir Pınarbaşı ve Eski Türk Kültüründe Çınar Ağaçları

pinarbasi

Altından tertemiz bir derenin geçip gittiği dev çınarların serin gölgesinde yaptığımız o unutulmaz piknikleri hatırlıyorum. Henüz ilkokul çağındayken her bahar yaptığımız geleneksel okul pikniklerinin vazgeçilmez yeriydi Pınarbaşı. Pek bilinmez veya belki de çoktan unutulmuştur ama uzak değil, henüz 1987 yılında o dev çınar ağaçlarının altından geçen küçük derenin içine oturmuş piknik yaparken, derenin içinden yukarıya doğru yüzen balıkları hatırlıyorum. Tertemiz, dibinde beyaz dere taşlarıyla kaplı o buz gibi derenin pırıl pırıl görüntüsü halen aklımda. Sonraları biraz haylazlık edip okulu ektiğimiz zamanlarda da bazen Pınarbaşı’na giderdik. Tabii ki İzmir’den uzak kaldıkça Pınarbaşı’ndan da uzak kaldım. Şimdilerde ne kadar köklü değişimlere uğramış olsa da Pınarbaşı’nın yeri gözümde her zaman başkadır. Adı üzerinde “Pınarbaşı”. Ve pınarları çepeçevre sarmış dev çınar ağaçları. Düşünüyorum da, insanları tertemiz bir pınardan ve hemen yanıbaşındaki dev çınar ağaçlarından daha fazla mutlu edebilecek ne olabilir ki?

Çınarlar eski Türk kültüründe önemli ağaçlardır. Eski Türkler ağaçları her zaman sevmişler, onlara büyük saygı göstermişlerdir. Fakat nedense çınarları daha başka bir yere koymuşlardır. Aslında bunun sebebi çınarın kendisidir. Çınarlar da bizler gibi pınarları, pınar başlarını ve Anadolu’yu severler. En büyük boylara hep pınar başlarında erişirler. Anadolu’ya bakın, neredeyse her akarsu gözünde dev çınarlar vardır. Ve en yaşlı, en ulu çınarları hep akarsu gözlerinde görürsünüz. Türkler Anadolu’ya geldikten sonra neredeyse gittikleri her yere bu ulu ağaçları da dikmişlerdir. Eski Türkler ağaçların en yaşlısına, en ulusuna uzak geçmişlerinden duydukları o büyük saygıyı bir nebze olsun korumayı başarmışlardır. Asya Türklerinin hayat ağacı inancını Anadolu’da çınarlarla bütünleştirdiler. İşte bu sebeple, eski Türk kültürü demek çınar demektir. Anadolu’da çok yerde karşımıza çıkan ve birçoğu anıt ağaç statüsündeki işte bu ağaçlar, eski Türk kültürünün dev anıtlarıdırlar. 1000 yıllık çınar ağaçlarımız bizim ölümsüz, bilge ve ulu dedelerimizdir. Ve bizler kristal kadar parlak pınar başlarında, dev çınarların kanatları altındayken kendimizi garip bir huzurun, mutluluğun ve güvenin içinde buluyoruz. Belki de genetik bir mirastır, bilemiyorum. Neyse, çınar dedim ama yukarıdaki çizimin çınarlarla hiçbir ilgisi yok. Henüz küçük bir çocukken, dizlerimize kadar girdiğimiz o tertemiz derenin içinde balıklarla birlikte koşturuyoruz. Balıklar tahta masaların, tahta sandalyelerin altından geçiyor. O dev çınar ağaçlarının serin gölgesinde. İzmir’de Pınarbaşı’nda. İşte yukarıdaki gravür de 1838 yılında İzmir’den Kemalpaşa yönüne doğru ilerleyen ve Anadolu seyahatine yeni başlamış bir Fransız gezgin – arkeolog tarafından Pınarbaşı’nda çizilmiş. Yıl 1838, Pınarbaşı çepeçevre ağaçlarla sarılı küçücük bir köy, çınarların arasından gülümsüyor.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.