ne biçim şeyler…

Likya’da Eski Türk Mezar Taşları

mtGeçtiğimiz gün Kınık’ta ilerlerken yol kenarında gördüğüm küçük ve çok eski bir mezarlık dikkatimi çekti. Eski Türk mezarlıkları bana her zaman ilginç gelir. Çünkü onlarda çok eskilerden, eski Anadolu’dan, eski Türklerden izler vardır. Aynı dine ait olsalar da her bölgenin, her etnik topluluğun ve mezhebin farklı mezartaşları var. Bunu bazen insanlar bazen de coğrafyanın kendisi belirliyor. Özellikle Marmara ve Ege mezar taşı çeşitliliği açısından çok geniş bir yelpazedir. Bunun sebebi de büyük ihtimalle geniş bir yelpazede farklı boylara ait grupların Batı Anadolu’da yerleşik hayata geçtikleri yerler olmasıdır. Henüz taş işleme kültürüne fazlasıyla aşina olmayan Türkler batıya doğru ilerledikçe mezar taşlarını işlemeye başlamışlar. Bunların en güzel örnekleri adeta her biri birer sanat eseri olan Bektaşi mezar taşlarıdır. Fakat yerleşik hayata nispeten 1800’lü yılların ortalarında ve sonlarında geçilen Likya gibi bölgelerde mezar taşları olabildiğine sade ve işlenmemiştir. Hatta birçok mezartaşı bilindik garip şekilli taşlardır. Üzerlerinde hiçbir işleme, yazı veya benzer bir motif barındırmazlar. Bazı mezarlarda ise çevredeki antik kalıntılara ait mermerlerin bile kullanıldığı olmuştur. Fakat geneli dikme taştır. Bunda hiç kuşkusuz Orta Asya’dan gelmiş ve zamanla silinerek farklı bir şekle bürünmüş geleneklerin de etkisi var. Fethiye’deki eski köy mezarlıklarının büyük çoğunluğu böyledir. Bölgedeki birkaç tahtacı köyü hariç, dikme taş her mezarlıkta kullanılır. Fakat bahsettiğim bu mezarlıkta ilk kez sarık başlı ve ikili mezartaşlarına rastladım, hem de onlarca. Fakat bunlar kesinlikle Bektaşi taşlarından değil ve oldukça küçük. Bu taşlardan bölgede muhtemelen çok daha fazla var fakat mezarlık zamanla harap olduğundan ancak birkaç tanesi bugüne ulaşabilmiş. Garip olan şu ki; her mezar taşı iki adet yan yana dikilen taştan oluşuyor. Birisi normal dikme taşken diğeri de sarık baş motifli. Diğer yandan taşların üzerinde küçük arap harflerinin yanında farklı büyüklüklerde üçgenlerden oluşan şekiller var. Sarık formlu olanda ise hiçbir arapça veya eski Türkçe yazı – şekil bulunmuyor. Köyde gördüğüm ilgili ve yaşlı bir amcaya taşları sordum fakat bilmediğini, köyün sonradan çevre köylerden gelen insanlarla değiştiğini ve taşların çok eski, köyün ilk yerleşiklerine ait olduklarını söyledi. Genelde eski Bektaşi mezarlarına ait olan sarıkbaş formlu taşların çok farklı ve eski bir formunu burada ilk kez görüyorum. Aslında gördüğüm sarık başlı bu mezar taşlarının Bektaşi stili ile uzaktan veya yakından hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorum. Çünkü Bektaşi mezar taşlarının belirleyici unsuru taşın şekli değil, üzerindeki motif ve yazılardır. Oysa buradaki sarık formlu taşların üzerinde Bektaşiliğe ait hiçbir emare, yazı veya iz yok. Her bir mezara neden yanyana eklemlenmiş iki farklı tipte mezar taşı eklenir diye düşündüm.Bu tip mezar taşlarında Türklerin en eski zamanlarının izlerini görüyorum. İslamı kabul etmeleriyle birlikte gittikçe farklılaşan ve zamanla kişisel izlerden, geleneklerinin bir çoğunu kaybeden Türklere ait eski mezar taşları aslında eski atalarının, geleneklerinin izlerini taşımıyor mu? Bir zamanlar sahiplerini temsil eden birer figür formundayken, gittikçe bu form ve şekilden uzaklaşan bu taşlar, aslında balbalların islamla sentezlenmiş, şekil değiştirmiş halleri değiller mi? Bir mezara ait iki farklı formda yanyana dikilen bu taşlar aslında eski ve yeniyi; şaman ile müslümanı temsil etmiyorlar mı? Bu yanyana dikilmiş iki farklı taş, aslında bir zamanlar karşımıza çıkan ikili yol ayrımının işaretleri değiller mi?
bb

Blog sayfama abone olmak için sayfanın sağ altındaki “takip et” butonuna tıklayarak sadece mail adresinizi girmeniz yeterli. Abone olduktan sonra her yeni yazıda mail yoluyla anında haberdar edilirsiniz.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.