ne biçim şeyler…

Ah be çocuklar, 23 Nisan’ınız kutlu olsun.

23
Dünyanın en güzel varlıkları çocuklar, Nefesleriniz düğümlenene kadar koşacağınız sokaklarınız yok artık. Yakalamaç oynarken bir üst mahalleye kadar koşamıyorsunuz. Saklambaç oynarken de girebileceğiniz çam kokulu odunluklar yok. Gecenin karanlığından faydalanıp saklanacak taş duvarlarınız yok. Uğruna gerçekten hayaller kurduğunuz kırmızı bisikletlerinizi balkonda sürüyorsunuz. Oysa bir üst mahalleden aşağıya doğru sallanmak vardı. Ama bisikletten düşmek de vardı, sizler artık düşmüyorsunuz. Ayaklarınız artık taşlara takılmıyor. Diz kapaklarınız da kabuk tutmuyor artık. Artık ağaçlardan da düşmüyorsunuz. Ballı incirler, karadutlar, beyaz dutlar, pembe dutlar, ekşi erikler, sulu muşmulalar, mis kokulu iğdeler, şekerden patlamış üzüm salkımları, kirazlar, olmamış armutlar için hiçbir yere tırmanmıyorsunuz. Çatılardan çatılara atlayamıyorsunuz. Taş duvarların üzerine serçeler gibi sıralanıp her ananın ayrı yaptığı, kimi domates, kimi peynir, kimi zeytinli ekmekleri yemiyorsunuz. Ekmeğinizi paylaşmıyorsunuz çocuklar. Domates zamanını bilmiyorsunuz. Bütün dünyanın salça koktuğu zamanlarınız yok artık. Köpekleriniz de yok çocuklar. Dokuz tane, on beş tane. Sokaklarca birlikte koştuğunuz, sarılıp sarmaladığınız, evden yiyecek aşırıp gizlice yedirdiğiniz köpekleriniz yok. Birçoğunuz bir sokak köpeğinin bir çocuğu ne kadar sevebileceğini bilmiyorsunuz. Daha da kötüsü var çocuklar; karıncalarınız yok artık. Kuşlarınız da yok, balıklarınız da. Kaplumbağalarınız da yok. Elinizde bir kurbağa tutmanın nasıl bir his olduğunu bilmiyorsunuz. Güneşiniz yok çocuklar, gölgeniz nasıl olsun? Ah be çocuklar, üstünde uyuduğunuz tahtadan divanlarınız yok, bir dut ağacının gölgesinde. Kafanıza düşen bir dutla uyanmadınız. O dutu yerken tekrar uykuya dalmadınız. Bir dahaki sefere bir arı uyandırmadı sizi. Arılar da fenadır çocuklar. Hele ki eşşek arıları, bir de sarıca arılar. İğnelerini çıkarıp uçurmadınız, ayağına da ince bir ip. Uçurtmalara hiç girmeyelim, sayfa sayfa yazarım, her rengine. Ama en güzeli arada bir arşa çıkan şeytan uçurtmasıdır, küçücük, kıpır kıpır. En basitidir ama en güzelidir o. Defterin orta sayfasından yapılır en güzeli. Geceler vardı bir de çocuklar, korkulu hikayelerin anlatıldığı, karafatmaların uçuştuğu, yıldızlı, sıcak yaz geceleri çocuklar. Herkesin oturup da halkanın kenarına, korkulu hikayelerin geceleri. Bir de soğuk kış geceleri vardı. Soba ateşiyle ısınan gecelerdi bunlar. Sıcacık bir sobanın etrafında kolu komşu. Mandalin kokusu çocuklar, portakal. Soğuk veya sıcak işte biz hep bir halkada toplanırdık. Bahar gelirdi sonra. Ama ne bahar? Şimdi onu da mı anlatayım? 23 Nisan çocuklar, Mustafa Kemal. Ah be çocuklar, herşeyi kaybettiniz ama O’nu kaybetmeyin. 23 Nisan’ınız kutlu olsun…
23

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.