ne biçim şeyler…

Bouvet Zırhlısının Karanlığa Batışı

8842551-old-paper-picsİngiltere ve Fransa, tarihte eşine pek rastlanmayan bir birliktelikle, çoğunluğu sömürge ülkelerinden topladıkları genç askerleri, dev ölüm makinalarına doldurmuş, Çanakkale’nin kapısına varmışlardı. Hem İngiltere, hem Fransa Çanakkale’den geçişin planlarını birlikte yapmış, Anadolu’nun kalbine sokacakları hançerin Çanakkale boğazından girmesi gerektiğini biliyorlardı. Mükemmel bir planla organize ettikleri savaş gemilerini şiirsel bir düzenle konumlandırmışlar, bundan çok önceleri de Gelibolu ve Çanakkale’de yer alan birçok noktayı topa tutmaya başlamışlardı bile. Tamı tamına irili ufaklı 407 parçadan oluşan bir donanma Çanakkale’ye doğru hareket etmeye başlamıştı. Tarihten hiç mi ders almamışlardı? Tabii ki almışlardı. Bu sefer 407 parçalık efsanevi bir donanmayla girdikleri bu savaş Anadolu’nun anahtarını Emperyalistlere teslim edecekti. Menfaatleri uğruna birbirleriyle bile kanlı savaşlara girmekten hiçbir zaman çekinmemiş, ağızları salyalı emperyalistler, bu sefer eşsiz bir birliktelik ruhuyla hareket edecekler, artık yüzyıllardır süren bu savaşın, -doğunun ve batının hiç bitmeyen savaşının- sonunu getireceklerdi.
ddnlllHerşeyi bitmiş, ellerinden alınmış, daha savaş başlamadan savaşı kaybeden Türk tarafının ise elinde küçük ama oynayacağı son bir kozu vardı. İşte dev bir karanlığı anımsatan bu dev donanma Çanakkale önlerine doğru ilerlerken, tam bir gece önce, küçük bir oyuncak gemiye benzeyen Nusrat mayın gemisi elinde kalmış son 26 mayını dahiyane bir yerleşim planıyla, boğazın karanlık sularına bıraktı. Böylece her zamankinden ayrı, mayınları akıntıya dik değil, paralel bir şekilde döşeyerek en az mayından en uzun hattı oluşturmaya çalışmıştı. Aynı zamanda Ege Denizine doğru büyük bir kuvvet uygulayan boğaz akıntısının yerlerinden kopartabileceği serseri mayınlar olur ya belki de bir emperyalist gemisine denk gelebilirdi. İşte ne olduysa sabahın ilk ışıklarında, birbiri ardına patlayan bu mayınlar ilk İngiliz ve Fransız öncü gemilerinin heybetli gövdelerinde tek tek patlamaya başladı. Ne olduğunu şaşıran Emperyalist donanması sabahın ilk ışıklarıyla birlikte içine düştükleri bu küçük -ama aslında büyük- kaosun içinde boğulmaya başladılar. Aynı anda boğaza mevzilenmiş tabyalardan açılan top ateşi felaketi bir anda içinden çıkılamayacak bir labirente dönüştürdü.

Bu sırada boğazdaki tabyalardan birinde, panik içerisindeki Fransız donanması Bouvet’e doğru sadece tek bir top atışı gökyüzünü bir yıldırım gibi delip geçti. Topun başında Mahmut Çavuş vardı. Tek bir atış. Gökyüzüne yükselen siyah dumanlar ve gövdesindeki koca bir delikle birlikte karanlık sulara gömülen bir yanardağı anımsatıyordu dev Fransız zırhlısı Bouvet. Ve aynı anda tabyaya düşen bir mermiyle Mahmut Çavuş’un iki ayağı birden koptu. Boğaza döşenmiş mayınlardan kaçmaya çalışan zırhlılar aynı anda üstlerine top yaylımına başlayan Çanakkale tabyalarına karşılık vermeye başlamışlardı. Fakat atış menzilleri daha uzun olan donanma gemileri tabyalara karşı üstün konumdaydılar. Tabyaların bir gemiye ateş etmeden önce geminin top menziline girmesi gerekiyordu. Diğer yandan gemilerin geniş bir atış açısına sahip olmaları onları daha da avantajlı konuma getiriyordu. İşte bu atışlardan biriyle iki ayağı birden kopan Mahmut Çavuş’u siperlerden kaldırmış götürürlerken, askerlerden birisi bağırdı “gavurun gemisi batıyor, gavurun gemisi batıyor”. Mahmut çavuş kendisini taşıyan askerlere yalvardı. “Ne olur götürmeyin, Allah için yukarı çıkartın beni” diye. Mahmut Çavuş çok kan kaybediyordu ama onu kıramadılar. Son arzusunu yerine getirip yukarı, tabyaya çıkardılar. Mahmut Çavuş sanki yaralı değilmiş de iki bacağı kopmamış gibi, yüzünde tatlı bir tebessümle ağır ağır batan o büyük karanlığı, Bouvet’in batışını izlerken gözlerini kapattı.

Harekat planına göre Bouvet, Suffren, Goulois, Charlemagne adlı fransız gemileri ve Triumph, Prince George adlı ingiliz gemileriyle birlikte 3.tümende yer almaktaydı. Plana göre, önce 3. tümen boğaza giriş yapacak, tabyaları ateş altında tutacak, sonra yerini 2. tümene bırakarak boğazdan çıkacaktı. Bu plana göre, görevini bitiren ve zaten hasar almış olan Bouvet, boğazdan çıkarken Nusrat’ın döktüğü mayınlara çarpmış, manevra kabiliyetini kaybetmiş ve daha sonra da Anadolu Hamidiye Tabyası’nın ateşi sonucunda 639 kişilik mürettebatıyla beraber batmıştır.
Ve yukarıda Diyarbakırlı Tahsin Bey’in fırçasından Bouvet’in karanlık sulara gömülüşü…

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.