ne biçim şeyler…

3 Mayıs 1842 – Likya’da Yörükler

york

T.A.B Spratt ve Edward Forbes’in 1842 yılında gerçekleştirdikleri Likya yolculuğunu anlatan gezi günlüğünden 3 Mayıs 1842 tarihli yazısıdır. Gezi günlüklerinde sadece Likya tarihi yoktur, Likya’da yaşayan yörükler de vardır. Aslında yörüklerden ve Likya’nın o günlerindeki etnik yapısından gezi günlükleri boyunca bahsediliyor, fakat gezginler ilk cildin sonlarına doğru uzun bir yörük kervanına rastlıyorlar. Manzarayı canlandırmak ilginç.

3 Mayıs – İstanos’tan yolumuz konusunda kararsız olarak ayrıldık ve Horzum’a doğru (Bugün Likya’da Horzum isimli herhangi bir köy yok. Gezginler o tarihte bugünkü Gölhisar’a doğru ilerlemektedir) bildiği en iyi yoldan götürmesi için kılavuzumuza güvendik.  O da bizi köyün güneyine düşen tepelerdeki uzun bir geçitten geçirdi. Fazla uzağa gitmeden, kışlaklarından dağlarda beğendikleri yazlık bir otlağa topluca ilerlemekte olan bir Yörük ailesine yetiştik. Sürüleriyle sığırları eşliğinde develere, atlara ve eşeklere binmiş her yaş ve her boyda erkek, kadın ve çocuklardan oluşan alay neredeyse bir mil uzanıyordu. Atlılar alayının en önünde, bir eşeğin sırtına bağlanmış bir bebek vardı. Hayvan binicisinin çaresizliğinden haberdarmış gibi, zaman kazanıp da otlayabilmek için herkesin ilerisinde tırısa kalkmış gidiyordu. Onu arkadan yaşça büyük çocuklar ile yaşamının baharında erkek ve kadınlar izliyordu. Takımın kıdemlileri kolun ardını tutmuşlardı; aralarında kurumuş, güçsüz bedeni kocaman bir devenin sırtında iki kat olmuş, hızla yüz yaşına yaklaşmakta olan belki de geçkin bir nine vardı. Durum sanki onun, yani obanın büyük büyükannesinin, yazlık konaklarına giden torunlarına eşlik edişini son kez yerine getiriyormuş gibi görünüyordu. Kalabalığın hepsi ovalardan ayrılmaktan mutlu olmuşa ve hayli keyiflenmişe benziyordu. Böyleydi yaşlı ataların yaşamı.

3 Mayıs 1842 – T.a.b Spratt, Edward Forbes

Nasıl bir manzaraydı acaba? Likya’da uzun bir yörük kervanı. Ve bir yörük kervanının en değerli hayvanı üzerinde, yörüklerin en değerlisinin, 100 yaşından yaşlı bir yörük kadını görmek. İki büklüm olmuş, üzerinde yılların yorgunluğuyla, bir deve üzerinde. Kimbilir kaç kez geçti o yollardan. Bir bebekken, çocukken ve orta yaşlarındayken. Çoğunlukla yürüyerek, bazen bir at veya eşek üzerinde. Ender zamanlarda deveye bindiğine eminim. Ama artık yaşlı ve belki de gerçekten de ölmek üzere. Bir yörük kadınının ömrünün son yıllarını, son göçünü bir deve üzerinde geçirmesi ne kadar da tüyler ürperticidir?

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.