ne biçim şeyler…

Dün Gecenin Turnası

trnqDün akşam Çetin Abiyle birlikte iki günden beri takılıp yokladığımız yere tekrar gittik. İkimiz de nedense burdan ümitliydik. İkimizin de hoşuna gitmişti. Çetin abi bir gün önce olta attığı yerden bir önceki sığlığı denemek istiyordu. Ben zaten spin avı yaptığımdan sürekli hareketliyim. Bir gün önce hiçbirşey alamamıştım ama yerimizi birkez daha denemeyi ben de çok istiyordum. Balığın sağı solu belli olmuyor. Bir taşın arkası başka bir taşı tutmuyor. Hele ki zaman. Doğru zamanı yakalamak hepten zor iş. Derken takımlarımızı akşamdan ayarlayıp sanayide buluştuk. Çetin abinin motora atlayıp o önde ben arkada yerimize doğru hareket ettik. Çetin Abi heyecanlı çünkü yerden ümidi var, ben de öyle. Yolda çantaya ikişer de bira ekleyip devam ettik. Yere vardık, Çetin abi fazla zaman geçirmeden o gün aldığı sübyeleri oltalarına iğnelemeye başladı. Yaklaşık 5 tane kamış dikme yapıp tek tek koya doğru salladı. Ben de takımımı ayarlayıp başladım denizi dövmeye. Hiçbir şey yok. Ama atmosfer güzel olunca vakit güzel geçiyor. O ara dalgalar biraz canımı sıktı. Geniş ve uzun dalgalar denize doğru kumları set haline getirmiş, zaten denize doğru da yaklaştırmıyordu.

Birkaç saat öyle geçti. Aynı yere ilk gidişimde uç taraftaki burun çok hoşuma gitmişti ama burna ulaşmak neredeyse imkansızdı. Hem yüksek ve sert kayalardan dolayı, hem de dalgaların şiddetle kayalara çarpmasından bol köpüklü ve gürültülü bir burundu. Ben ümidimi yitirmişken ve saat de artık yavaştan geç olmaya başlamışken Çetin Abi, burun tarafını bi denesene dedi. Ben de belki de şimdi gideriz diye düşünüyordum. Biraz daha kalıcak mıyız? diye sordum. Bir saat falan daha takılırız dedi. Kamışı toplayıp burna bir daha bakmaya karar verdim. Burna vardığımda kafa fenerimi açıp aşağıya şöyle bir bakınca burna ulaşmanın zor olduğunu tekrar farkettim ama içimden bir ses en azından bir dene dedi. Oltayı kenara koyup yüksek kayadadan aşağıya doğru sallandım. Sonra elimi uzatıp bıraktığım oltayı aşağıya çektim. Dalgalar kayalara öyle şiddetli vuruyordu ki daha o anda ıslanmaya başladım. Çetin Abi’ye baktım. Uzakta kafa fenerinin ışığı görünüyordu. Aramızda yaklaşık 100-150 metre mesafe vardı ama dalgaların şiddetinden birbirimizi duymamız da imkansıza yakındı.

Sağ tarafımdaki kayalar çok dikti, oltayı savurmamı çok zorlaştırıyordu. Dalgalarda öyle bir vuruyordu ki sanki yeryüzü sallanıyor. Deniz simsiyah. Derinlik oldukça fazla. O deniz korkusuyla karışık yalnızlık duygusuyla tekrar başbaşa kaldım. O anlar insan garip şeyler düşünüyor. Kendini dinliyor. Anlatılması zor bir duygu. Balık falan çok başka ama orada insan bir garip oluyor. Yalnızlık, korku, av. Ayaklarımı hiç kıpırdatmamaya dikkat ediyorum, çünkü kayaların sağı solu belli olmuyor. Yosunlu, kaygan bir bölge büyük riskler oluşturabilir. Etrafım, içim, dışım korku doluyor, nasıl bir duygudur arkadaş bu?

Derken spine başladım. Burada da balık yakalayamazsam dedim, yazık olur. Olmalı dedim, burada bu dalgaların içinde ne dişliler vardır? Yaklaşık yarım saat geçti. Oltayı tekrar geri sararken beklediğim o müthiş vuruş aniden bir DRANK! sesiyle birlikte geldi. Ve cırlayan kalama sesi. Kafa fenerimi açtım ama dalgaların köpüklerin arasında balığı göremedim. Ama halen oltanın ucundaydı. Bu sefer sakince kamışın ucuna baktım, o anı doya doya yaşamak istedim. İşte bu dedim, seni bekliyordum. Kamışın ucu eğik. Bir yandan kalamayı biraz sıktım ama halen cırlıyor. Balığın büyük ihtimal turna olduğunu oltanın kısa aralıklarla delirmiş gibi sağ sol yapmasından anlıyorum. O cırlama ne heyecanlı bir sestir? Heyecan nedir? diye sorsalar, kalama sesi derim. Sonra dalgaların arasından balığın seslerini duymaya başladım, oldukça yaklaşmıştı. Sonra balığı gördüm. Beklediğim turnaydı. Delirmiş. Bu mevsimde birçoğu kolay kolay oltaya gelmiyorlar. Balığı kayalardan yukarı çekmek için uygun eğimli bir nokta aradım çünkü turnalar yakalandıklarında oldukça çıldıran, deliren balıklar. Hele ki kayaları görünce. En küçükleri bile misinayı kolaylıkla kopartıyor. Neyse ki misinayı koparmadan kayalara aldım. Yaklaşık 60cm’lik bir turnaydı. Bu sefer de balığı söndürmek için yanımda hiçbirşeyim yoktu. İğneyi güzelce sabitleyip, balığı solungaç deliklerinden tutarak yukarı doğru çıktım. Çıkarken hafiften bir sendeleme yaşadım ama sonradan toparladım. Balık ta ben de düzlüğe çıktık. Avcıyı avlamıştım. Bi sigara ateşledim. Dalgalar da, köpükler de, kayalar da arkamda kaldı.trnBilmiyorum ama turnanın yeri bende bambaşka. Ne levrek ne de başka birşey, turnayı çekmeye benzemiyor.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.