ne biçim şeyler…

1842’de Yediburunlar’dan Makri’ye

1842 yılı Ocak ayı başında kendi deyimleriyle; “Sir Charles Fellows’un Xanthos’ta bulduğu görkemli anıtları yerlerinden söküp, Londra’ya taşımak” amacıyla Xanthos önüne demirleyen, ingiliz kraliyet donanmasına bağlı Beacon isimli gemide doğa bilimcisi T.A.B Spratt, su ve jeoloji alanlarında uzman yüzbaşı E. Forbes ve antik tarih uzmanı rahip E. Daniell bulunmaktadır. Sonradan geminin bu iş için yeterli olmadığı anlaşılınca, ortaya çıkan bekleme sürecinde bu üç kişiye geminin kaptanı tarafından Likya’nın kalbine sokulmaları ve araştırmalarını bir rapor halinde sunmaları istenir. Bu görevin onlara verilmesinden sonra, üç ayrı alanda uzman bu üç kişi, atlar üzerinde uzun bir yolculuğa çıkarlar. Xanthos’tan başlayan (Arnna) uzun yolculukları sonrası -Rahip Daniell’in sıtma sebebiyle ölmesine rağmen- oluşturdukları kapsamlı raporu “Likya’da Yolculuklar” ismiyle kitaplaştırırlar. Kitabın başlarında Xanthos’tan Simbalu’ya (Ölüdeniz) doğru ilerleyişleri ilginçtir.
Aşağıda bu üç gezgin’in o günlere dair yazdıkları gezi notları var. Yazının başında bölgede aradıkları “aslan” muhtemelen bizim Anadolu Kaplanı dediğimiz ve aslında bir leopar türü olan “Panthera Pardus Tulliana” olmalı. Anadolu Leopar’ının birçok antik şehir kapısında heykelleştirildiği biliniyor. Hatta antik çağda bir dönem bu Anadolu Leoparlarının 20’ye yakın bireyinin Roma’ya bile götürüldükleri kaydedilmiştir. Diğer yandan yazıdan gezginlerin “Forellas” dedikleri çiftliğin bugünkü Faralya olduğunu da anlıyoruz.

Likya’da Yolculuklar
Khimaira’nın halk arasındaki yaygın biçimiyle tasarlanması için gerekli öğeler olan canlı Likya aslanlarından söz edildiğini Sir Charles Fellows burada duymuş olduğundan, daha da yoğunlaşan bir merakla bu konuyu soruşturduk; çünkü Kragos (Babadağ) dolaylarında buradan başka her yerde sorup da, varlıkları hakkında hiçbir şey öğrenememiştik. Yanında kaldığımız köylü seksen yaşını çoktan geçmişti ve tüm yaban hayvanlarını iyi biliyordu, fakat bu hayvanın genel görünüşünün bütünüyle ayrımında olmasına rağmen canlı aslanlardan haberi yoktu. O sırada kulübede bulunan ve Mısır’da dolaşmış, İskenderiye’de bir aslan görmüş olan bir başka adam, bu ülkede onlardan hiç bulunmadığını bildirdi. Oysa, buradaki halktan Kragos Dağında ya da onun çevresinde bu dört ayaklı türün en az on dokuz kadarının yaşadığını dinlemiştik. Dodurga’dan ayrılarak, deniz üzerinde asılı çok yüksek bir uçurumla biten üst noktasına kadar vadiyi çıktık. Bu uçurumdan yukarı, Kaptan Beaufort’un Karamanya kıyısı haritasında işaretlediği eski zikzak yol kıvrılmaktadır. Dipteki bazı kalıntıları incelemek için o yoldan aşağı indik. Yıkıntılar çoğunlukla Orta Çağ’a aitti fakat tanecik dokusu Paros malını andıran beyaz mermerden yapılmış üç lahit daha vardı ve lahitler genellikle ülkenin taşı skagliya kütlelerinden oyulduklarından dolayı, bunlar Likya’da bu malzemeden karşımıza çıkan tek örneklerdi. Ayrıca üzerinde bu yerin Sdyma Limanı ya da iskelesi olduğunu kanıtlayan bir yazı bulunan inşa edilmiş bir mezar bulduk.

Bu noktadan sonra yüksek dağlar üzerinden yol alarak, çok olağanüstü görkeme sahip bir doğa görününümüne Vardık. Dorukları çamlarla taçlanmış, duvar gibi dümdüz kenarları muazzam uçurumlardan oluşan ve yüzleri boyalı devler gibi parlak sarı ve kapkara çiziklerle garip biçimde kaplı, dev boyutlarda bir dere yatağı, Kragos’un ta yüreğine bir yılan gibi kıvrılarak sokulmuştu. Üzerinde yol aldığımız daracık patika ya da çıkıntının altında büyük bir körfez serilirken, uçurumlar üstümüzdeki karlı bölgeye kadar uzanmakta, bazı yerlerde ise ileriye doğru sarkmakta idi. Yolumuz iki saat boyunca bu muhteşem görüntünün içinden geçti. Dolanarak oradan çıkmadan ve gece dinleneceğimiz yere, Kabak köyüne ulaşmadan önce hava kararmıştı. Yetkili bir kişi ile heyeti, bizden daha önce oraya varmış ve konuk evine yerleşmişti, ancak az bir pohpohlama, hepsi çok uygarca ve dostça davranan Türkler arasında bizim de rahat bir yer bulmamızı sağladı. Ertesi gün (14 Ocak) bize bildirilen bazı harabeleri aramaya ve Rodos’taki Avusturya Konsolosu’ndan işittiğimiz onun “Hippias’ın Mezarı” dediği, yazılı, büyük yapıllı bir mezara uğramaya adanmıştı. Önce köylüler tarafından sözü edilen bir dikili taşı görmek için tepenin yamacından aşağı, denize doğru indik. Kare yapılı, dokuz ayak yükseklikte olduğu, az bir derinliğe kadar oyulmuş tepesinde, bu oyuğa açılan ve kuzeye doğru bakan bir penceresinin ya da deliğinin bulunduğu ortaya çıktı. Tek bir kireç taşı bloğundan yontulmuş ve iki basamak yüksekliğinde bir taban üzerinde dikilmişti. Üstünde hiçbir yazı izi yoktu. Yakınında yıkıntılar olmadan yalnız başına duruyordu. Biçimi bize Ksanthos’un kare anıtlarını anımsattı, onların daha kaba bir türü gibi görünüyordu; ve onu seyrederken, ateşe tapınanların bir sunağı önünde durduğumuzu düşlemekten kendimizi alamadık. Buradan, kıyı boyunca olağanüstü bir beyaz buruna, uzaktan tebeşir görünüşü veren, ancak yaklaşıldığında püskürük kayadan setlerin çıkıntılanyla berrak bir mermeri andıracak biçimde değişmiş skagliya olduğu anlaşılan yere doğru ilerledik. Gün batımına doğru, cilalı skagliyadan kare bloklarla inşa edilmiş, biçimi bakımından çağdaş bir Rum şapeline benzeyen, aslında çok şatafatlı bir Rum mezarı olduğu için bize “kilise” diye bildirilen yere geldik.

Avusturya Konsolosu tarafından sözü edilen mezar bu idi. Girişi üzerinde, bize mezarın “Hippias”a değil, ama Herodotos adında bir Pınaralıya ait olduğunu anlatan Grekçe uzun bir yazıt vardır. Geceyi geçireceğimiz köy ya da daha doğrusu çiftlik evi olan Forellas’a (Bugünkü Faralya) ulaşmadan önce hava kararmıştı, orada tercümanımızı mükemmel bir akşam yemeği ve son derece rahat yataklar ile bizi beklerken bulduk. Buraya girmekte iken, bir alanın diğer izleri yanı sıra, yarı gömülü durumda eski bir kemerli geçidin, eve daha yakın iki lahit ile bir kapı aralığının önünden geçtik. Sabah uyandığımızda, bir önceki gecenin karanlığında farkına varmaksızın olağanüstü heybetli bir görünüm içine dalmış olduğumuzu anladık. Konutumuzun altında ta denize kadar yarılmış kocaman bir çukur açılıyor, dalgalar uçurumun loşluğuna gömülmüş küçük bir düzlüğün kenarını dövüyordu. Muazzam sarp kayalıklar bu olağanüstü körfez üzerinde görkemli bir biçimde deniz yüzeyinden yedi bin ayak yukarıya yükselen Antikragos’un karla kaplı doruğuna doğru tırmanırken, yarılmış, parçalanmış ve ufalanmış durumdaki büyük kaya yığınları saçılmış ve her sahanlık çıkıntısı üzerinde asılı kalmış durmakta, aynı noktadan hem dalgalar, hem de dağın tepesi birlikte göz doldurmakta idi. (Muhtemelen Kelebekler Vadisi’ne yukarıdan bakıyorlar)

Oradan başka yana hiç geçit yokmuş ve bu haşin yalnızlığın yerlisinden başka hiç kimse nerede bir yol olabileceğini kestiremezmiş gibi görünüyordu. Gerçi bir yol (Ölüdeniz-Faralya yolu) vardı, ancak baş döndürücüydü, ve bazı yerlerde atlar, bazen iki ayak genişliğinde bile olmayan kaygan çıkıntılar üzerine tırmanıp, bazen da yukarıdan düşmüş ve inişleri sırasında takılıp kalmış dev boyutlu kaya parçaları altından eğilerek güçlükle ilerleyebiliyordu. Kenardaki büyük uçurumlardan biri, yatay skagliya katmanlarından büyük yığınlar arasında sıkıştırılmışçasına uzanan, katlanma sayısı elliye varacak kadar bükülmüş, kısmen killi şist yataklarından oluşması sonucu çok ender rastlanır bir görünüş sunmaktaydı. Tüm Avrupa’da Kragos’un Yediburunlar’ındaki bu geçitten daha vahşi ya da daha heybetli bir görünüm yoktur. Sonradan tepeler boyunca, zaman zaman güzel noktalarla karşılaşarak, Simbalu’ya (Ölüdeniz Mevkii) doğru dolandık. Simbalu yakınında, Kaptan Beaufort’un dikkatini çekmiş olan Orta Çağ’a ya da geç dönem Roma mimarisine özgü çok sayıda kalıntılar, kriptalar ile mezarlar bulunmaktadır. Buradaki yol taş döşeli eski bir yol olup, kıyı boyunca izlediğimiz çizginin pek çok kesimi onun süregelen bir parçası üzerinde yer almaktadır. Deniz kıyısından, Likya’daki başlıca Rum yerleşimi olan ve bir muhassılın oturduğu büyük Rum köyü Levisi’nin üzerinde kurulu olduğu daha yüksek düzlüğe çıktık. Düzlüğün diğer yanından Makri’ye indik ve yeniden gemiye kavuştuk.

Bu blog sayfasına abone olarak her yeni yazıdan mail yoluyla anında haberdar olabilirsiniz. Bunun için sayfanın sağ alt kısmındaki “takip et” butonuna tıklayarak sadece mail adresinizi girmeniz yeterli.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.