ne biçim şeyler…

Fethiye’de Deve Çanları ve Deveçökeği

Gözlerimi kapatıp Meğri’yi hayal ediyorum. Eski Fethiye’yi. Eşen’den, Karaçulha’dan, Yanıklar’dan, Kınık’tan, Kemer’den, Gölhisar’dan gelen yüzlerce devenin o garip çan sesleri içerisinde, sırtlarında yükleriyle ağır ağır Fethiye’ye girişlerini hayal ediyorum. Ne eşsiz bir görüntüdür.
Meğri.. Bugünkü ismiyle Fethiye. Çok öncelerden beri deve kervanları için önemli bir durak olmuş eski Anadolu’nun bu önemli limanına dört bir yandan deve kervanları gelir, yük boşaltır, yük alırlardı. Meğri’ye gelen tüm bu ticaret kervanları Yanıklar, Kargı, Üzümlü, Çameli, Acıpayam, Eldirek, Kemer, Karaçulha, Eşen, Yayla Seki taraflarından gelir ve şimdiki yerinde sanayi çarşısının olduğu Cevizlibahçe’de kervan başları tarafından durdurulup, çöktürülürlerdi. Bugün Fethiye’de yeni camiinin olduğu yere çok eski Fethiyeliler “Deveçökeği” derler. Bunun sebebi; develerin işte tam da burada çöktürülmeleri, yük boşaltmalarıydı. İşte tam da burası, yani Deveçökeği, Fethiye’ye, o zamanların Meğri’sine gelen tüm deve kervanları için çok önemli bir toplanma yeriydi. Çünkü Meğri’ye gelen her kervan yükünü burada boşaltır, alacağı yükü de yine aynı Deveçökeği’inde alırdı. Belki şimdilerde aklımızda canlandırmak zor olabilir fakat bir zamanların, 1900’lerin ve öncesinin en önemli ticaret taşıtları develerdi. Anadolu deveden geçilmiyordu. Fethiye ve İzmir gibi, hele ki önemli ve işlek bir limana sahip eski ticaret merkezleri ise deve kervanlarının sıklıkla görüldükleri yerlerdi. 1800 lü yıllarda Anadolu, deve dediğimiz bu garip hayvanlarla neredeyse bütünleşmişti. O zamanlarda çizilmiş eski Anadolu gravürlerinin hemen hemen hepsinde, gravürün kadrajına bir yerlerden girmiş, uzaklardan gelen bir deve kervanı vardır. İstisnaları çok azdır. O zamanlar, Anadolu eşittir deveydi. Bağdat’tan, Şam’dan, Halep’ten, Horasan’dan, hatta Hindistan ve Çin’den gelen deve kervanları için son durak Anadolu’ydu. Anadolu ticaret yolları, gittikçe kuruyan İpek ve Baharat yollarının son mirasıydı.

Fakat 1800’lü yılların ortasından itibaren büyük bir devinimle değişen Anadolu’da bu eşsiz Anadolu ekolleri de değişimden nasiplerini almıştır. Emperyalist İngiliz’lerin Anadolu’nun ve Arap yarımadasının ürünlerini Avrupaya kolayca çekmek adına, Batı Anadolu’nun dört bir yanına döşedikleri tren rayları, deve kervanlarını bir daha kalkmamacasına çökertmiştir. Başlıca Batı Anadolu ürünleri olan incir, zeytin, üzüm, meyan kökü, sahlep, baharat, kilim ve daha birçok maden – değerli ürünün, İzmir limanına daha hızlı bir şekilde taşınabilmesi için döşenen İzmir-Aydın ve İzmir-Kasaba demiryolu hattı, deve kervanlarına ilk ölümcül darbeyi vurdu. Demiryollarının yapımı için Emperyalist İngiltere, Almanya ve Fransa başı çekiyordu. Aynı zamanda bu emperyalist güçlere sırtlarını dayamış yabancı levanten aileler de demiryollarının yapımı için her türlü baskıyı ve desteği sağlıyorlardı. Emperyalistler ve levantenler, demiryolları sayesinde hem osmanlıyı borç içine sokuyor, hem de yukarıda saydığım tüm bu ürünleri ve daha da fazlasını Avrupa’ya daha rahat bir şekilde götürebiliyorlardı. Değişim sadece bununla da kalmadı. Yerleşik şehir ve kasaba hayatına alışan Anadolu sakinleri gitgide deve kervanlarından da rahatsız olmaya başlarlar. Ve gün gelir Fethiye’de develere asılan zillerin halkı rahatsız etmesinden korkan belediye, develerin Fethiye’ye girişte çıkardıkları çan ve zil seslerini azaltmak adına “çanların içerisine ot tıkanması” mecburiyeti getirir. Fethiye’ye dört bir yandan gelen deve kervanları şimdiki Sanayi çarşısının olduğu yerde, Cevizlibahçe’de çöktürülür ve çanlarına “ot tıkanırdı”. O zamanlar, belediyenin Fethiye içerisine girip, iskeleye doğru ilerleyen deve kervanlarının çıkardıkları çan ve zil seslerine bulduğu çözüm buydu. Bu uygulamadan sonra deve kervanları sessiz bir şekilde limana, iskeleye doğru yürürlerdi. Aynı şekilde, yüklerini iskeleye boşaltıp dinlenen develere ait çanların içerisindeki kuru otlar Cevizlibahçe’de tekrar alınır ve Fethiye Deveçökeği’nden, Anadolu’nun çeşitli yerlerine doğru geri dönmeye başlayan deve katarları çan sesleri içerisinde yolculuklarına devam ederlerdi. Eminim ki, her açıdan müthiş bir manzaraydı. Yüzlerce devenin çan sesleri içinde, kenarlarını sazlıkların süslediği toprak yollardan Fethiye’yi geride bırakmalarını görmeyi isterdim.

Yeni Fethiye’nin develerle olan münasebetleri sadece bu kadar değil. Fethiye’nin en eski başkanlarından Baha Şıkman, belediye meclisinden çıkarttığı bir kararla, şehre giren develerin yol kenarında ve şehir içerisinde bulunan ağaçları, bitkileri yemelerini önlemek adına, ağızlarına çuval geçirme mecburiyetini getirmiştir. Çünkü Fethiye’ye o kadar çok deve giriyordu ki, şehir merkezine yeni dikilen ağaçlar, develer yüzünden gelişip büyüyemiyorlardı.

Kaynaklar; Ünal Şöhret Dirlik, Arif Uysal, Nasuh Açıl

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.