ne biçim şeyler…

Bugünün Likyası

Günümüzden tam 120 yıl önce, 1892 yılında bir grup Avusturyalı bilim adamı, batı ve güneybatı Anadolu’da harita ve kroki çizmek için Anadolu topraklarına ayak basarlar. Gezi, İzmir’den başlayıp, Antalya’da sona erecektir. Grubun içerisinde Avusturyalı genç istihkam subayı olan Ernst Krickl vardır. Ernst Krickl, bu uzun gezinin ilk günlerinden itibaren, kendi el yazısıyla almış olduğu notlarıyla birlikte gezinin fotoğraflı bir günlüğünü kaydeder. 1892 tarihi, fotoğraf için oldukça erken ve zor bir tarihtir. O yılların teknolojik şartlarında, böylesine zorlu bir gezinin fotoğraflı günlüğünü oluşturması gerçekten muhteşem. Ve böylece bizler, 1892’nin Likya’sını siyah beyaz karelerin içinden görme şansı yakaladık. Ernst Krickl’ın bu eşsiz albümü bugün büyük boyda, Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından tekrar basılmıştır.
Genç İstihkam subayı geziye eşlik ederken bir yandan fotoğraf çeker ve her fotoğrafın altına da kendi elyazısıyla ilgili notlar alır. Gezi rotası nihayet Likya’ya vardığında, Ernst Krickl Likya’dan fazlasıyla etkilenir. Likya’nın görkemli yapıları, kaya mezarları, su kemerleri ve anıt yapıları karşısında büyülenir.

Fotoğraflardan anlıyoruz ki; tarihi ve arkeolojisi bir ingiliz tecavüzüne uğramış olsa da, o yılların Fethiye’si, Likya’sı yine de günümüzden güzel ve bakir. Heryerde olduğu gibi, son hızla değişimden nasibini almış. Tabii ki etkilenen en başta doğa olmuş. Ve doğayla birlikte değişen bizler olmuşuz. Yukarıdaki eşsiz fotoğraf 1892’nin Eşen Ovasına ait. Ernst Krickl’ın çektiği fotoğrafta ünlü Eşen çayı (Xanthos nehri) ve Eşen ovası gözlerimizin önünde. Nehir alabildiğine uzun ve bereketli. Xanthos vadisinin kalbine doğru kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Bir zamanlar üzerinden geçen Büyük İskender ve Pers orduları dahil, nice orduları doyurmuş, nice uygarlıkların tahıl ambarı olan bu bereketli ova, bugün kendi tohumunu bile yetiştiremeyecek durumdadır. İnsanı, doğası ve tarihi üzerindeki değişim tüyler ürpertici nitelikte.
Ernst Krickl bu güzel fotoğrafını daha da güzelleştirmek adına içine bizleri de koymuş. Bölge insanını da belgelemek adına fotoğrafın en güzel köşesine, elleriyle pişirdiği güzel bir yemeğin baharatını serpermiş gibi, köylümüzü, yörüğümüzü koymuş. Sanki günün birinde, 120 yıl sonra, bu fotoğrafa bakacakları düşünürmüş gibi, değişimi yüzümüze vururcasına. Fotoğraftaki genç adam, muhtemelen o yıllarda Kınık’ta yaşayan bir Yörük. Ovaya hakim olurcasına, önüne denizi, arkasına da bereketli Eşen ovasını alaraktan, gururla, tepeye konmuş bir şahin gibi duruyor. Muhtemelen poz vermemiştir. 1892 yılında, belki de hayatında hiç fotoğraf makinası görmemiş bu genç adam muhtemelen poz vermenin ne olduğunu da bilmiyordu. Bu karenin çekildiği andan tam 120 yıl sonra birilerinin Ona ve yaşadığı bu eşsiz coğrafyaya siyah beyaz bir pencereden acıyla bakacağını tahmin etmemiştir.

Geçtiğimiz gün Murat Koç, Ernst Krickl’ın bu güzel fotoğrafını yolladığı gibi, bir de aynı açıdan kendi çekmiş olduğu fotoğrafı yolladı. Bir üstteki fotoğraf Murat Koç’a ait. Değişim büyük ve kaçınılmaz. Bugün toprak altından çıkarılmış tiyatro ve daha birçok anıt mezar o günlerde toprak altında.
Fotoğraflar için, Fethiye’den Murat Koç Ağabey’e teşekkür ederim.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.