ne biçim şeyler…

İsterim ki…

Cırcır böcekleri hiç susmasın. Güneş, sarı sıcak olsun, Likya gibi. Hep aksın köy çeşmeleri, hiç durmasın. Kertenkeleler kaçışsın her adımımızda sağa sola, taş duvarlara. Süleymancıklar her akşam toplansınlar, kireç duvarlara, sarı ampül ışığının altında. Ve gece kelebekleri uçuşsun sokak lambalarının etrafında. Ortalık saman koksun, kurumuş ot koksun, kekik koksun hertaraf. Ulusun esen yelde selvi ağaçları, eski mezarların içinde. Ve her gece salyangozlar gezinsin sarıklı mezartaşlarında. Bir puhu kuşu konsun eski bir Likya taşına. Yaşlı kadınlar yürüsün toprak yolda, elleri kırk yıllık bastonlu. Nazar boncuklu eski bir minibüs geçsin, üstü demir bagajlı, radyosunda Barış Manço çalsın. İçinde bir dede, bir de torun olsun, pazaryerine doğru gitsinler. Renkli brandalar uçuşsun rüzgarda. Dizleri kabuk olmuş, koşuşturan çocuklar olsun. Ve bir de leylek yuvası olsun, bir evin bacasında. İncir ağacı olsun, dalları dolu. Her arı, bir incire konsun. Karıncalar üşüşsün düşenlere, herbiri bir çekirdek alsın. Küçük bir köy kahvesi olsun köşede, tahta sandalyeli, karşısında bir de lokanta. Vitrininde Türk Bayrağı, menüsünde bulgur pilavı, nohut olsun. Sıcaklamış, yaşlı bir köpek yatsın kaldırımda. Bir el gelsin, şöyle bir sevsin başını. O el de benim olsun…

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.