ne biçim şeyler…

Mistik Anadolu Serisi “Ermiş Dedeler”

Dedeler ve Ermişler olarak adlandırılan Anadolu mistik sınıfı çok geniş bir yelpazeye sahip ve aslında detaylıca incelendiğinde çok farklı kanatlara açılan Anadolu mistikleri, tasavvufları ve Anadolu mitlerine ayrılırlar. Anadolu topraklarının bu güzel değerleri her bölgede farklılık gösterseler de birçoğu genel olarak aynı kökene ait ve aynı ritüelin farklı şekillere bürünmüş halleridir.

Dede sözcüğü Türkler henüz müslümanlığı seçmeden önce toplumdaki aydın ve bilgili kişileri tanımlamak içi kullanılan bir sıfattı. Alevilik’te de önemli bir yeri olan “dedelik” kavramı, Anadolu’da farklı şekillerde karşımıza çıkar. Örneğin; “ermiş dedeler” veya sadece “ermişler”, Anadolu’nun hemen hemen her yerinde karşımıza çıkan mistiklerdir. İslam dininde ölüm sonrası kutsallaştırma olmamasına rağmen Anadolu topraklarında bu sert kurala karşıt olarak “ermiş türbesi” , “yatır” , “türbe” gibi yerler mevcuttur. Bu tarz yerlere Anadolu insanı tarafından özel ve kutsal değerler verilmiştir. İnsanlar bazı durumlarda gerçekleşmesini istedikleri dilekler için bu ermiş yatırlarını ziyaret eder, buralarda kurban keser veya çeşitli ritüelleri gerçekleştirirler. Bu tarz mekanlarda mekanın kendisine has gelenekleri de olabilir ve Anadolu insanı bu tarz yerlerde bu özel ritüelleri de gerçekleştirirler. Halk tarafından genellikle “yatır” olarak adlandırılan yerlerde çok eski zamanlarda yaşamış, yaşlı ve bilge bir kişiliğin olduğuna inanılır. Çoğu durumda aslında bir “dede” olan bu bilge kişiye mekanın adı olan “yatır” kelimesiyle de hitab edilir. Anadolu insanı yatır sahibi dedelerin sürekli olarak aynı mekanda durduğunu, orayı gözlediğini ve yatırı ziyaret edenlere çeşitli iyilikler yaptığına inanırlar. Öyleki, Yatır’ın bulunduğu yerlerde geceleri Dede ile karşılaşmaların anlatıldığı olaylar, hikayeler anlatılır. Dedeler istedikleri zaman istedikleri yerde olabilen yani zaman ve mekan sınırlarını aşabilme becerisine sahiptirler. Dede’nin, yaşadığı dönemde kutsal bir yola baş koymuş, çeşitli alanlarda uzmanlaşmış, bilgeleşmiş ve çeşitli mucizeler gerçekleştirdiğine inanılır. Bu anlamda Anadolu dedelerine “Ermiş” adıyla da hitab ederler. Fakat yine de “ermiş” , “dede” ve “yatır” kavramlarının anlam olarak birbirlerinden ayrıldığı yerler de vardır. Nihayetinde Dedeler, islam dinine göre şekillendirilmiş, yeni boyutlar katılmış, bilge ve tasavvufi kişilikler olmalarının yanında, aslında Onlar Orta Asya Kamlarının-Şamanlarının dönüşüme uğramış Anadolu mistikleridir.

Diğer taraftan Anadolu’da sadece çeşitli mucizelerin gerçekleştirildiğine inanılan yatırlar – dedeler de  vardır. Örneğin çocuk sahibi olamayan eşlerin ziyaret ettikleri ve bu tarz kişilerin dileklerinin gerçekleştirdiğine inanılan özel yatırlar mevcuttur. Çocuk sahibi olamayan eşler veya aileler bu yatırları – dedeleri ziyaret ederek Dede’ye dilekte bulunurlar, kurban kesebilirler veya benzer ritüelleri gerçekleştirirler. Fatma Ana mistiğinde olduğu gibi Dede’den “el vermesi” istenilir. Bunun dışında sadece çeşitli hastalıkları iyileştiren dedeler – yatırlar vardır.

Çok küçük yaşlarımdayken, (eğer yanılmıyorsam 6-7 yaşlarımdayken) Babaannem ve Annemle İzmir Ödemiş’teki “Birgi Dede” yatırına gittiğimizi hatırlıyorum. Çok büyük ve etkileyici bir yer olduğu için aklımdan hiç çıkmamıştır. Belki de o zamanlar küçük bir çocuk olmamdan dolayı aklımda öyle kalmıştır. Oldukça kalabalıktı.  Farklı ve uzak yerlerden gelen insanlar bile vardı. Birgi Dede’yi ziyaret etmenin İzmir insanı tarafından özel bir yeri olduğunu biliyorum çünkü sonraları da Birgi Dede’yi ziyaret eden insanlar gördüm, tanıdım. Birgi Dede’ye özel geziler düzenlenir, insanlar toplu olarak giderlerdi. İnsanlar Birgi Dede’nin yatırında toplanır, Dede’ye dualar eder, piknik yapar ve dileklerde bulunurlardı. Bu, islami bir uygulamadan çok, daha başka birşey, bir gelenek gibiydi. Hatta orada, eski mezarlığın içindeki çok eski bir mezartaşı etrafında gerçekleştirilen bir ritüeli dün gibi hatırlıyorum. Bu taş siyah, parlak ve çok eski bir mezartaşıydı. Üzeri sabun veya yağ gibi farklı bir maddeyle kaplanmış olsa gerekti. İnsanlar çeşitli dileklerde bulunup farklı boylardaki metal paraları bir kerede bu taşa yapıştırmaya çalışıyorlardı. Eğer metal para bu taşa yapışırsa, tutulan dileğin gerçekleşeceğine inanılırdı. Oradaki insanlar buna inanır ve oraya her gelen bu ritüeli bir kez de olsa gerçekleştirirdi.
 Yukarıda sadece genel hatlarıyla anlatmaya çalıştığım ritüellerin daha farklı boyutları da vardır. Buna bir örnek vermem gerekirse “Can satma” bunlardan sadece bir tanesidir. Bu ritüel diğer adıyla “satığ” olarak da bilinir ve Anadolu’da halen uygulanmaktadır. Eski Türk geleneklerine göre; çocukları olmayan veya çocuklarını kaybeden insanların, yeni doğan çocuklarının sağlıklı ve uzun ömürlü olması için, çocuğun ruhunu kutsal bir ruha emanet etmeleri gerekiyordu. Bu anlamda çocuğun ruhunun manevi anlamda satılması gerekiyordu. Bu ruh da bugünün Anadolu’sunda bir Ermiş veya Yatırdır. Bu çocukların isimleri de “Satılmış” veya “Satı” koyulur. Bugün, belki de bizlere komik gelen bu isimler böylesine garip bir ritüelin parçalarıdır.

Daha önce ölen bir kişinin ruhunun kutsallaştırılmasının İslamiyette kesinlikle yasak ve günah bir uygulama olduğundan birkaç kez bahsetmiştim. Bu kural ciddi ve günümüz Arap topraklarında sıkı sıkıya uygulanan bir kuraldır. Araplar, ölen kişilerin mezarlarını asla kutsamaz ve onlara kutsal değerler vermezler. Bu anlamda Arap müslümanlar, mezarlarına Türklerden farklı olarak mezar taşı dikmez ve mezarlarını kutsamazlar. Bu durum yukarıda anlattığım birçok uygulama ve mistik açısından da aynıdır. Arap müslümanlarda yatır, ermiş gibi kavramlar yoktur. Anadolu’daki Türklerde ise durum çok farklı bir boyuttadır. Bu gibi farkların sebepleri ise Türklerin müslümanlık öncesi Pagan ve Şaman inançlarında saklıdır. Bugün Anadolu’nun birçok yerinde halen yaşatılan yatırlar ve ermişler gibi dedelik mistikleri, Orta Asya’daki bilge, yaşlı kişilere verilen değerin ve kutsallığın daha net olarak; yaşlı, bilge, Şaman dedelerin devam eden yansımalarıdır.

Bu Anadolu mistikleri arasında en farklı olan ise, bugün Anadolu’nun her yerinde bilinen, söylenen, yaşatılan “Ay Dede” mistiğidir. “Ay Dede” ya da “Ay Ata Altay’ların Tengricilik inancında “Ay Tanrısı” olarak görülebilecek bir kutsal varlıktır, ve Gök Aleminin altıncı katında oturduğuna inanılırdı. Günümüz Anadolu’sunda, Gün Ana inancı artık kalmadıysa da, Ay Dede inancı çocuksulaştırılarak da olsa sürdürülmektedir. Ay, çocuklara Ay Dede olarak anlatılır ve uyku-uyku vakti ile özdeştirilir. Çocuklara, yatağına yatarsan, Ay Dede sana masal anlatacak denir ve çocuğun yanında ya masal kitabı okunur ya da kişilerce bilinen masallar anlatılır. Bugün satılan birçok masal kitabının kapağında kişileştirilmiş ve özellikle yaşlı bir karakter yüklenmiş bir ay olması ilginçtir. Gördüğümüz gibi mitolojik boyuta geçmiş bu inanç, farklı bir şekliyle halen yaşatılır. Bu anlamda Türk Mitolojisi gerçekten ilginç ve zengin değerler barındırır ve bugün özellikle bizler tarafından pek bilinmemesi, ilgi gösterilmemesi ilginçtir. Oysa dünya üzerindeki birçok kavmin mitolojilerini etkilemiş ve yayılmış bir mitolojidir. Özellikle Bulgar ve hatta Alman halk mitolojilerinde bile Türk mitolojisinin eski izlerine rastlanılır.

Birçok eski Anadolu dervişinin mezarları bugün çeşitli tipte türbelere veya ermiş mezarları haline getirilmiştir. Bunun dışında normal halk mezarları veya eski mezarlıklarda da kime ait olduğu bilinmeyen, çok eski mezarların bazılarına Anadolu insanı tarafından “Dede” kimliği verilmiş, kutsallaştırılmıştır. Ege Bölgesi bu anlamda oldukça zengin mistikler barındırır. Bunun en büyük sebebi; Anadolu insanının farkında olmasa da eskiyi, çok eskiyi yaşatma ihtiyacıdır. Çünkü Türklerin islamiyet öncesi inançları ile İslamiyet arasında bazı derin uçurumlar da söz konusudur. Türklerin Orta çağdan bu yana değişik şekiller alarak Anadolu’ya taşıdıkları inançları her zaman gözleriyle görebilecekleri, elleriyle dokunabilecekleri ve gerektiğinde hemen yanıbaşında olabilecekleri değerler, mistikler barındırıyordu. Bugün müslüman birçok kavimden farklı olarak, Anadolu insanının sevdiği, saydığı ve kutsadığı yatır mezarları, dedeler ve ermişler, en eski tarihlerimizden bu yana sessizce arkamızdan gelen, genlerimize kadar işlemiş uzak inançlarımızın ruhlarıdır.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.