ne biçim şeyler…

Fethiye – 1843

Yukarıdaki resmi ilk gördüğümde, bu eski Fethiye ve Likya manzarasını büyük bir hayranlıkla izledim. Resmin her yerini, her santimetresini en ince ayrıntısına kadar inceledim. Çünkü son zamanlarda bu blog sayfasında paylaştığım diğer Likya gravürleri ve çizimleri de dahil hiçbir görsel beni bu kadar çok etkilememişti. Nedenini tam olarak bilmiyorum ama, 1843 yılına ait bu çizim beni gerçekten de sanki o yılların Fethiye’sine, Makri’sine (eski Fethiye) götürdü. Belki birçoğumuza anlamsız gelebilir ama benim gibi bir eski Anadolu ve Likya tutkunu için anlamı büyük. Resmin sağ tarafındaki palmiye ağacından (hurma ağacı olabileceğini de düşünüyorum) tutun da, sol taraftaki küçük tepenin üzerindeki kavak ağacına kadar güzel ayrıntılarla işlenmiş. Aminthas’ın mezarı ve etrafındaki diğer irili ufaklı kaya mezarları çok uzaklardan göz kırparmış gibi. Bir zamanların Makri’si herşeyiyle gözümüzün önünde işte. Hem de çok bilindik bir açıdan. Eski Fethiye’li yörüklerin dedikleri gibi buralar hep sazlıkmış, bataklıkmış işte. Şimdi bu resimle ilgili güzel bir ayrıntı daha aktarmak istiyorum; resimdeki Likya tipi mezar. Bu mezarı tanıdım. Bu mezar, hem üst parçasındaki savaş sahnelerini anlatan kabartmaları, hem de sağ ön tarafındaki büyük çatlak ve kırıktan anladığım kadarıyla, bugün Fethiye Kaymakamlık bahçesinde sergilenen mezarın ta kendisi. Bu mezarı tanımam için çok küçük ama çok önemli bir ayrıntı daha var ki o da mezarın gövdesinin sol alt kısmındaki küçük çıkıntının sağ tarafında olmaması. Geçen ay bu mezarı kaymakamlığın bahçesinde incelerken bu küçük ayrıntı dikkatimi çekmişti. Genelde çift taraflı simetrik olan bu mezar tipinin bu küçük farklılığı dikkatimi çekmişti. Hatta acaba sağ taraftaki çıkıntı parça kırılmış mı diye incelediğimi hatırlıyorum. Ama hayır, kırık değildi. O küçük ayrıntı mezarın sağ tarafında, ustası tarafından yapılmamıştı. Şimdi ayrıntıları bu güzel resimdeki kadar farkedilmeyen bu güzel mezarın eğer daha sonradan taşınmadıysa ilk yeri demek ki limanın hemen kenarıymış. Fakat kaymakamlık bahçesinde sergilenen mezarda “ilk yapıldığı yerde, günümüze kadar korunmuştur” ibaresi var. Demek ki 1843 yılında deniz bugünkü kaymakamlık binası ve tüm çevresine kadar geliyormuş. Bu güzel Makri manzarasının çizildiği noktada şuanda Fethiye Kaymakamlık binası var. Kimin aklına gelirdi ki; tam da bu noktaya, çok önceleri, 1843 yılında bir gemi yanaşmış da, güvertesinde ingiliz bir ressam, büyülenmiş, muhteşem makri manzarasını resmediyor.
Gelelim John Harrison Allan’a. Kimbilir bu çizimi yaparken, o eski Fethiye – Makri manzarası karşısında neler hissetmiştir? Kimbilir ilk defa gördüğü bu eski Likya manzarası karşısında neler düşünmüştür? O zamanların bozulmamış, bakir, içinde balıkçılların gezdiği sazlıklarla dolu Fethiye’si. Benim bu çizimi hayranlıkla izlediğim gibi, Onun da bu manzara karşısında büyük bir hayranlıkla bakakaldığına adım kadar eminim.

John Harrison Allan; İngiliz Arkeolog ve yazardır. 19. yüzyıl ortasında Anadolu’nun Akdeniz kıyılarını gezdi. 1843 yılında Fethiye’den o zamanların Makri’sinden geçti. Gezisi sonrasında gezi notlarını içeren bir de kitap yayınladı. Ykarıdaki resim daha sonra 1845 yılında J. Grieve ve Nicholas Lane tarafından taş baskıya dönüştürülmüş.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.