ne biçim şeyler…

24 Şubat 1838 – Akhisar’dan Soma’ya


Akhisar’dan Soma’ya doğru yola çıkalı altı saat oluyor ve yol boyunca ne antik bir yapı, ne de bir mezarlık gördüm. Bulunduğumuz yerden üç mil ötede birtakım kalıntıların olduğunu duydum. Oraya, çok güzel bir vadiden geçerek yürüyerek gittim. Kireçtaşından oluşmuş ve üzeri ceviz ağaçlarıyla kaplanmış garip bir tepe gördüm. Böylesine bir görüntüyü daha önce hiç görmemiştim.

Uzun bir yolculuktan sonra kayaların üzerine kurulu ve her yanı dağlarla sarılmış küçük bir kasabaya vardım. Bu kasabanın insanları muhtemelen daha önce hiç Avrupalı görmemişler, çünkü bütün kasaba halkı sokağa çıkmış bize bakıyordu. Bu kasabanın birçok kalıntısı, taşlara oyulmuş sarmaşık motifleri, kuşlar, yılan dövüşleri ve iç içe geçmiş arabesk motiflerden anlaşıldığına göre Bizans dönemine ait. Sokakta atlarımızı dinlendirmek için durduğumuzda ters koyulmuş mermer bir kaide gördüm. Harflerden ve mermerin formundan anlaşıldığı üzere Soma yolunda gördüğümüz yazıyla aynı döneme ait olmalılar.

Şimdi Soma’da küçük bir han odasındayım. Akşam yemeği için hazırlanmış bir çift mükemmel yaban ördeğimiz var. Yaklaşık dokuz adım mesafelik bu odanın her yanı mobilyalarla dolu ve sadece duvarlar boş. Demetrius sabah kahvaltısı için gerekli olan herşeyi şimdiden hazırlamış ve şimdi ayakucumda uzanmış birşeyler mırıldanıyor. Başının altında silahı ve malzemeleri var. Bense yemek çantamı masa olarak kullanıyorum ve zayıf bir mum ışığından faydalanarak yazıyorum. Gün boyu yağan yağmurun ardından kuru ve rahat elbiselerin tadını çıkarıyorum.

Geceleri yazmak için faydalandığım mumları İzmir’den aldım. Ve bu mumlar İngiltere patentli. Muhtemelen bu ülkede ingiliz mumlarından önce de çeşitli mumlar vardı fakat ingiliz mumları hem daha ucuz hem de daha kaliteli. Bu durum, İtalya’da da böyledir.

24 Şubat 1838 – Charles Fellows – Soma

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.