ne biçim şeyler…

Anadolu Mistisizmi


Anadolu toprağının içine sinmiş derin bir mistisizm var. Bu, düşündüğümüzden de öte, bugün halen bir nebze de olsa varlığını koruyan, tüten, topraklarımızın üstüne serpilmiş bir duman gibidir. Anadolu’da mistisizm, hiçbir yerde olmadığı kadar yoğun, karmaşık ve buram buramdır. Bunun sebebi; tarihtir. Bu toprakların çok eski tarihleri de dahil, belki de aklımıza getiremediğimiz, arkeolojinin, bilimin bile ulaşamadığı çok eski zamanlar, tarihlerdir.

Ben Anadolu’yu uçsuz bucaksız bir inanç tarlasına benzetirim. İçinden fışkıran her inancı da, tohumları geçmişte atılmış, bu tarlanın içinden fışkıran, uzayan, kimisi kuruyup yok olup giden filizlere, başaklara benzetirim. Ve bu tarlaya öylesine büyük bir göktaşı düşmüş ki; külleri tarlanın yüzeyini kaplamış, ne bir filiz canlı kalabilmiş, ne de yanmış toprak eskisi gibi olabilmiştir. Yine de çok eskilerden kalmış, köklü, birkaç filiz külleri aşıp ta gökyüzünü görebilmeyi başarmıştır. Birçok inanç, kültür, gelenek işte bu küllerin altında boğulmuş, kaybolmuş gitmiştir.

Anadolu toprağı uygarlıklarla, medeniyetlerle, sırlarla, insanlarla, karışmış bir harç gibidir. İçinde bilmediğimiz, tarihin bizlere öğretmediği, saptırılmış, yalanlarla, bilinmezliklerle ve asla bilemeyeceklerimizle çok şey yatar. İnsan tarihiyle yaşıt bu topraklarda ilk tekerlek döndürülmüş ve ilk para yine bu topraklarda bulunmuştur. İnsanlar taşları da, demiri de ilk kez bu topraklarda şekillendirmişlerdir. Yüzbinlerce, çeşit çeşit kılıç ve mızrak, zırh, kalkan bu toprakların altında yatar. Anadolu topraklarında bulunan ok başlarını bir araya getirseler çeşitliliğine inanamazsınız. Çünkü bu toprakların üstünde atılan oklar o kadar farklı medeniyetlere ve zamanlara aittir ki; ok başının evrimini bile en iyi Anadolu anlatır. Bildiğimiz insanlık tarihinin en başından bu yana, Kafkaslar’dan, Trakya’dan, Suriye’den, Yunanistan’dan, Arabistan’dan, Asya’dan o kadar çok kavim gelip geçmiş veya yerleşmiştir ki saysak bitiremeyiz. Büyük İskender, Timur, Kartacalı Hannibal, Cengizhan, Haçlı orduları, Brutus, Arap istilaları, Pers istilaları, Mısırlılar, Asyalılar ve sayamayacağımız niceleri. Ve tüm bu uygarlıklar beraberlerinde inançlarıyla, dinleriyle, gelenekleriyle ve kültürleriyle geçmişlerdir. Sadece Anadolu Antik Tarihi bile inanışlar ve farklı kültürler açısından o kadar zengindirler ki; Anadolu Antik Tarihi, farklı tanrıların, dinlerin, gizli tarikatların, cemaatlerin, sülalelerin ve tapınakların tarihidir.

Geçtiğimiz gün ilginç bir Antik Tarih belgeseli izledim. Belgeselde Antik Ege’deki birçok heykelin aslında birer mekanizma olduğundan, tapınaklardaki birçok heykelin içlerinde ateşle ısıtılan gizli düzenekler sayesinde ağladıklarını veya bu gibi  düzeneklerle daha farklı görsellikler oluşturulduğunu izledim. Mesela; Efes’teki Artemis heykelinin her memesinden, tapınaklarda yakılan ateşlerle gizlice ısıtılan düzenekler sayesinde süt fışkırdığını izledim. Böylece tapınağa gelen insanlar daha çok fanatikleştiriliyor ve inançları daha da kuvvetli hale geliyordu. Bu insanlar tapınaklara daha çok yardım ve bağışta bulunuyordu. Bu anlamda Antik Tarih tarikatları Anadolu’da büyük değişikliklere sebep olmuşlardır.

Hititler ve Luvilerin sahip oldukları birçok farklı inanış ve tanrı, kendilerinden sonra gelen birçok uygarlığın inanış şekillerini oluşturmuştur. Likya’nın, Lidya’nın ve Ionia’nın kehanetçileri Anadolu inanışlarının birer parçasıdırlar. Büyük İskender Anadolu topraklarına ilk kez ayak bastığında bu kehanet tapınaklarına başvurmuş ve büyük seferini onların onayıyla başlatmıştır.

Ve Hıristiyanlığın Anadolu’da yayılışı. Meryem Ana, Saint Nicholas ve Yedi Uyuyanlar. İşte Hıristiyanlığın en önemli parçaları dahil Anadolu kökenlidir. Kutsal Kudüs’ü almak için Avrupa’da kışkırtılan binlerce, yüzbinlerce insan, haçlı birliklerini oluşturduktan sonra Anadolu’dan geçtiler. İnançları, inanışları da onlarla birlikte geçti. Herşey, her parça Anadolu toprağının içine karıştı, toprakla yoğrulup içine sindi.

Anadolu topraklarının bir kısmını oluşturan Mezopotamya, başlı başına koca bir insanlık tarihini içinde barındırır. Bugün bile Süryaniler, Yezidiler, Yahudiler ve Müslümanlar, yüzlerce mezhep, inanış içiçedir. Mezopotamya bambaşkadır..

Fakat bahsetmek istediğim bu çeşitlilik sadece dini çeşitlilik değil. Genellikle batıl inançlar da din ile şekillendirildiğinden veya din ile karışıp harmanlandığından dinden bahsetmeden geçemeyiz. İnsanlar, inansalar da inanmasalar da batıl inançlarını din ile şekillendirirler ya da zaman bunu insanların yerine yaparak birçok inanışı birbiriyle karıştırır ve hatta yenilerini doğurur. Bugün Anadolu’da halen yaşayan yoğun mistisizmin en büyük kaynaklarından birisi de işte bu yoğun tarih ve geçmiştir. Böylesine yoğun inançların karıştığı bu topraklarda halen yoğun ve ilginç bir mistisizmin yaşıyor olması aslında şaşılacak birşey değildir.

Duruma Türkler açısından baktığımızda ise daha farklı ve yine aynı yoğun ve canlı bir mistisizm ile karşı karşıya geliriz. Aslında bilim Türklerin Anadolu’ya girişlerinin Malazgirt savaşından çok önceleri olduğunu kanıtlamıştır. Bu anlamda da Türkler Anadolu inanışlarını bildiğimizden çok daha önceleri büyük oranda şekilendirmişler veya Türklerin Orta Asya’dan beraberlerinde getirdikleri birçok inanış da Anadolu’da yeniden şekillenmiştir. Diğer yandan birçok köklü inanış ve geleneklerini müslümanlıkla birlikte kaybetmişler ve yeni inanışlara sahip olmuşlardır. İslam, Türklerin birçok inancını, geleneklerini ve alışkanlıklarını değiştirmiş, silmiş ve başkalaştırmıştır. Fakat yine de bugün, müslümanlık öncesine ait birçok inanç birşekilde yaşatılmaktadır. Bu inanışların birçoğu Orta Asya kaynaklı olduğu gibi Anadolu’da oluşturulan ve şekillenen inanışlar da vardır. Aslında Türkler müslümanlıktan önce de Anadolu’da kendilerine yeni bir inanç sistemi kurmuşlar, yeni geleneklerin sahibi olmuşlardı. Bunun sebebi de Anadolu’nun ta kendisiydi. Çünkü doğaya büyük bir tutkuyla bağlı olan Türkler Anadolu’da yeni bir iklim ve doğayla tanıştılar. İnançlarının temelini tabiatın oluşturduğu bu insanlar yeni bir doğayla tanıştıklarında kuşkusuz yeniden şekillenmişlerdi. Diğer yandan Anadolu’da halihazırda bulunan inanç çeşitliliği ve Anadolu’nun kendisine has özgür ruhu inançlarına farklı boyutlar kattı. Bugün bile Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaşayan Türklerin inançlarında göze çarpan büyük farklılıklar vardır.

İşte bu sebeplerden dolayı bugün bile Anadolu geçmişinden gelen büyük bir mistik zenginliğe sahiptir. Eski hikayeler, dedeler, pirler, nineler, kırklar, yediler, cinler, yatırlar ve daha nice inançlar hem kültürümüzün hem de inançlarımızın parçalarını oluştururlar. Anadolu’da bu mistik inanışları taşıyan, onlara sahip birçok insan varolmuş ve halen yaşayanları vardır. Müslümanlığa ait olmadıkları ve kökenleri farklı oldukları halde aslında çok sevdiğimiz korkulu hikayeler, masallar ve halk arasında kulaktan kulağa geçen bir çok inanışa halen sahip çıkarız. Çünkü bizlerin, ruhlara, eski mezarlıklara, tanımlayamadığımız yaratıklara, gizemli hikayelere geçmişimizden getirdiğimiz köklü bir zaafımız zaten vardır. Ve birçok yaşlı Anadolu insanı bu işi zevk alarak yapar ve sıkı sıkıya sahiplenir. Birçok yaşlı insan, müslümanlıkta yeralmadığı halde muska tarzı sureleri evlerinin kapısına veya evlerinin çeşitli yerlerine asarak kötülüklerden korunduğuna inanır. Halbuki bu yeniden şekillendirilmiş inanç sistemi, Orta Asya’daki Şaman dönemlerimizden getirdiğimiz kötü ruhlardan korunma inançlarımızdan başka birşey değildir. Eğer bu insanlara, bu davranışlarının veya inanışlarının sebebini sorarsanız bunu açıklayamazlar veya müslümanlıkla ilişkilendirmeye çalışırlar. Oysa değişen sadece inancın dış görünüşüdür. Türkler, gizemli, fantastik ve korkulu karanlık hikayeleri her zaman sevmişlerdir. Bu yüzden birçok çevrede garip hikayeler ve olaylar türetilmiş, çevredeki birçok varlığa çeşitli anlamlar yüklenmiştir. Ve insanlar bu tarz mistik hikayelere ve serüvenlere sahip çıkmayı da severler. Bizler sokaklarımızda bulunan ve uzun yıllar kimsenin oturmadığı evlerin içinde ruhların, cinlerin veya perilerin yaşadıklarını düşünen insanlarızdır. Bu yüzden her okulda yaşayan bir gelin ve bir de damat hikayemiz vardır. İşte bizler genlerimize kadar işlemiş ve geçmişimizden getirdiğimiz bu hikayelerle yaşamayı seven insanlarız.

Tabii ki burada bitmiyor. Aslında Anadolu mistisizmi çok farklı kapılara ve boyutlara açılıyor. Bu öylesine geniş ve renkli bir yelpazedir ki Anadolu’nun her yeri bu yelpazenin başka bir kanadıdır. İşte, Anadolu’nun geçmişinden bugününe karışmış binlerce inanışın içinde oluşmuş, kaynamış ve yoğunlaşmış, farklı mistik boyutlarda şekillenmiş çeşitli kavramlar halen yaşamaktadır. Peki bunlar nelerdir? Bugün Anadolu’da halen şifacılar, hekimciler, şerbetliler, cindarlar, yadacılar, dedeler ve görücü analar denilen mistik sınıflar vardır. İsimleri dolayısıyla sizlere komik gelebilirler fakat bu Anadolu mistikleri bugün oldukça inanılan ve güçlü mistiklerdir. Önümüzdeki yazılarda sizlere Anadolu’nun bu garip ve mistik boyutundan bahsetmek istiyorum.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.