ne biçim şeyler…

Eski Nazilli – Sultan Hisar – 1830 – Charles Texier

Yukarıdaki fotoğraf 1890’lı yıllarda İzmir’de incir ticareti yapan İngiliz, Hollandalı ve Fransız Levanten ailelerin altında çalışan Türk köylülerine aittir. Çoğunluğunu Yörük ve Türkmen Ege köylülerinin oluşturduğu bu insanlar, borca batmış, fakat saraylarında lüks içerisinde yaşayan Osmanlı tarafından, yabancı Avrupalı ailelere peşkeş çekilen insanlardır. Diğer yandan bu insanların içlerinde Afrika’dan getirilmiş köleler bile bulunmaktaydı. Fotoğrafta ayakta duran şapkalı ve Avrupalı giyim tarzlarıyla bu yabancı levanten ailesi üyeleri görünüyor.
Aydın ve İzmir 1800’lü yılların başından sonuna kadar hem yıkılmakta olan Osmanlı, hem de birçok batılı ülke için oldukça önemli şehirlerdi. Özellikle Aydın, İzmir ve Manisa’da yetişen birçok ürün, yabancı tüccarlarca alınıp İzmir Limanından Avrupa ve Amerika’ya gönderiliyordu. “Levanten” olarak adlandırılan bu yabancı tüccar aileleri başta İzmir olmak üzere, Aydın ve daha birçok Ege şehrinde yerleşik halde yaşıyorlardı. Döneminde İngiltere’nin en önemli sömürgelerinden birisi olan Osmanlı, Avrupalı ülkelere ve güçlü yabancı tüccar ailelere verdiği imtiyazlar sayesinde yavaş yavaş delik deşik ediliyor, özellikle batı ülkelerinde yetişmeyen birçok ürün de Ege Bölgesinden batıya doğru, İzmir limanından taşınıyordu. Dış borçların ve başarısız yönetimlerin içinde boğulan Osmanlı, Ege’nin zengin ve bir o kadar çeşitli ürünlerinin değerini fark edememiş ve Levanten ailelerin ticaret ağına kaptırmıştı. Sadece Ege’nin değil, Anadolu’nun iç kesimlerinde yetişen ürünler ve hatta Arap topraklarından gelen ürünler de İzmir limanından batıya doğru gönderiliyordu. Avrupalı levanten ailelerin kurdukları bu zengin ve büyük şirketler Anadolu topraklarının tüm kaynaklarını sömürüyor ve gittikçe daha da zenginleşiyorlardı. Örneğin bugün İngiltere’nin en zengin ve köklü ailelerinden birisi olan Forbes ailesi bu levanten ailelerden sadece bir tanesidir. Forbes ailesinin o zamanlar oturduğu ünlü Forbes köşkü İzmir – Buca’dadır ve bugün Buca – Şirinyer’in en işlek caddelerinden birisine bu ailenin ismi verilmiştir. Öyle ki; bu zengin ve emperyalist aileler Ege’nin zengin tarım ürünlerini iç kısımlardan İzmir Limanına götürebilmek için Türkiye’nin ilk demiryolu ağını bile İzmir Limanı – Aydın arasında kurabilecek kadar güçlüydüler. Osmanlı, yabancılara kaptırdığı büyük ve zengin ticaret ağı sayesinde daha da zayıflıyor ve büyük çöküşünün eşiğine doğru geliyordu. Levanten aileler, Ege Bölgesindeki haksız Osmanlı vergileri yüzünden beli kırılmış Türk köylülerini ucuz işgücü olarak kullanıyor ve bu sayede daha da büyüyorlardı. Bugün, levantenler birçok mecrada ve özellikle basında, iyi ve olumlu özellikler yüklenerek önümüze koyuluyor. Oysa bu levanten denilen yabancı ve emperyalist aileler, Türk köylüsünün sırtına basıp, Anadolu’nun eşsiz ürünlerini ucuz yollarla sömüren insanlar topluluğuydu. Peki bu ürünler nelerdi? İncir, zeytin, üzüm, zeytinyağı, çeşitli baharatlar, meyankökü, ipek, kilim, kumaş, sahlep ve daha niceleri. Bu zirai ve endüstriyel ürünler o dönemlerde gözünü doğunun tadlarına ve ucuzlaştırılmış ürünlerine dikmiş Avrupa için oldukça önemli ve pahalı ürünlerdi. Emperyalist İngiltere, aynı dönemde Hindistan ve Çin gibi ülkeleri de sömürüyor, çay, tütün ve baharat gibi daha birçok ürün piyasasında dünya tekeli olma yolunda ilerliyordu. Lipton, Sir Winston gibi bugün dünyaca ünlü birçok çay ve baharat firması o günlerin zengin levanten ve emperyalist ailelerinin isimleridir.

İşte bu anlamda Aydın Ovası ve mükemmel incirleriyle ünlü Nazilli’de bu levanten aileler için oldukça önemli yerlerdi. Tam da o yıllarda bu bölgelerden geçmekte olan Fransız gezgin ve arkeolog Charles Texier, 1830’ların Nazilli’sini ve yakın çevresini anlatıyor;

Küçük Asya – Cilt 2 – Sayfa 110 – 37. Bölüm – Charles Texier
Nozlu (Nazilli) – Sultan Hisar – Nysa – Mastaura

Menderes’in yukarı vadisinde Cevizli Dağının yamaçları, bütün sakinleri çiftçi olan birçok köylerle işgal edilmiştir. Pamuk, tahıl, mısır, susam tarımı ovada yapılır. Ovayla son bulan bütün vadi, sayısız incir ağaçlarıyla doludur. Bu yöreye İncir Pazarı adı verilmiştir. Birbirine çok yakın üç büyük köy, çiftçi halkı biraraya toplamıştır. Her üçünün de adı Nozlu’dur. Ancak özellikleriyle ayırt edilirler. Büyük Nozlu’da müslümanlar oturur. Nozlu Pazarda Rumlar ikamet eder. Cevizli nehrinden inen çok sayıda dere, bahçeler ve bostanlarını sular. Burası kadar parlak ve zengin bir görüntü sergileyen yer, çok azdır.
 Ağustos ayının sonlarında, her biri yüzlerce deveden oluşan kervanlar, buranın incir ürününü İzmir’e taşır. Bunlar orada, büyük yığınlarla hanlara, çarşılara ve hatta sokaklara konulur. O zaman her cins ve her renkten kadınlar, incirleri düzene koymak ve ihracat için kutulara yerleştirmek üzere şehre ve civarına dolarlar. Bütün bu işler, sokaklarda yapılır. İncirler hafifçe sulanır, avuç içinde parmakla çekilip uzatılarak, yassılaştırılarak kutulara dizilir. Bu sırada annelerini emen ufacık zenci çocukları, buğdayların üzerinde yuvarlanır. Bütün bunlar, çekici olmaktan çok hoş bir görüntü oluşturur.

Kolay bir sulamaya sahip olan bütün bu arazi, nadir bir zeka ile ekilir. Pamuk ürünü de önem açısından incirden aşağı kalmaz. Menderes ile Küçük Menderes vadilerinin ürünleri, İzmir’de Kırkağaç ve Bergama ürünlerine kalite açısından üstün gelir. Vadilerin çiftçileri sulamaya ve ürünlere olağanüstü özen gösteriyorlar. Pamuğun çekirdeklerini el ile çevrilir çok basit bir tür çıkrık aracılığıyla ayırırlar. Bu iş, mevsim sonunda bütün kadınların uğraşısıdır. İpek ürünü yoktur. Bura sakinleri Avrupa’nın ihtiyaçlarını iyi bilirler. Avrupa’da zeytinyağları bulunmadığı bir zamanda susam ekmeyi çok yaptılar. Yıl sonunda İzmir ve Kuşadası Limanlarına, çok sayıda yük geliyordu. Şimdi İzmir’den başlayıp, Aydın’da son bulan bir tren hattı, bu yöreyi dolaşıyor. Bu hat, tarım için yeni bir gelişmeyi getirecek ve bundan memleket yararlanacaktır.
……….

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.