ne biçim şeyler…

Charles Texier ve Anadolu Kaplanı (Leoparı) 1833


Anadolu kaplanı olarak bildiğimiz fakat gerçekte bir leopar türü olan “Panthera Pardus Tulliana” nın neslinin tükenip tükenmediği halen bir muamma. Böylesine güzel ve soylu, topraklarımızın en kutsal hazinelerinden birisi olan bu canlının neslini tüketip yokettiysek veya ayak izlerini bile göremeyecek kadar azalttıysak, bu; bizler için utanç verici bir durumdur. Biliyorum ki onu halen çok seven, araştıran, haberlerini tekrar tekrar okuduğunda heyecanlanan, Anadolu’nun, tabiatımızın, topraklarımızın bize bıraktığı bu mirasa sahip çıkamadığımız için üzüntü duyan çok insan var. Umarım uzak da olsa halen bir yerlerde yaşıyor veya yaşamını sürdürmeye çalışıyordur. Ve biliyorum ki onun halen yaşadığına inanan insanlar da var.
Daha önce Charles Texier’ın 180 yıl önce  Anadolu’yu karış karış gezip üç ciltlik bir kitap serisi yazdığından bahsetmiştim. İçerisinde kendi çizimlerinin de bulunduğu bu güzel eski Anadolu kitaplarını edinmiştim. Texier’in kitaplarının ilk cildinde, Uludağ’ı anlattığı küçük bölümde, Anadolu Kaplanının adının sarfedildiği bir bölüm var. İşte bir zamanların eski Anadolu gezgininin, Anadolu kaplanı olarak bildiğimiz Leopardan bahsettiği bölümden alıntı:

Charles Texier – Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi – Cilt 1 s.234
Önceleri Olimpos (Bursa-Uludağ) dağına vahşi kabileler ve korkunç hayvanlar yerleşmişti. Lidya tarihinde meşhur olan Misya yaban domuzlarının inleri güney vadilerinde idi. Kral Midas’ın yeğeni Adraste tarafından Cresus’un oğlu Atys’in öldürülmesi trajedisi, burada olmuştur. Herodot’un aktardığına göre yaban domuzlarının tamamen yokolmasına karşı Kreyzus’ten yardım istemeye gelen çobanlar, tıpkı bugün gördüklerimiz gibiydiler. Strabon’un dediğine göre Olimpos’un eşkıyası da az değildi; bunların sık ormanlar içinde müstahkem kuleleri vardı. Romalılar bunlarla kaç defa çarpıştılar. Bunun şahidi dostu Jules Cesar onuruna Juliopolis adında bir şehir kuran Gordiu Come adında birinin hemşehrisi olan Cleon’du. Bu adamın Olimpus dağında Callydium adında bir şatosu ve iki tarafından hangisini tutarsa zaferi onun lehine çevirecek gücü vardı…
Dağın hiçbir vadisinde, eski zamanlara ait eserler bulunmaz; görülen yıkıntılar hep Bizans dönemine aittir. Misyalılar zamanındaki yaban domuzlarının soyları kestane ve gürgen ormanlarında bol miktarda gıda bularak rahatça yaşarlar ve müslümanlar bunları tutmaya değil, avlamaya da hiç meyilli olmadıklarından, bu ormanlar içinde çok rahat bir hayat sürerler. Olimpus Dağını yer edinmiş hiçbir yırtıcı hayvan yoktur; bazı yaban kedisi, kurt ve Türklerin “kaplan” dedikleri küçük leopar bulunur. Vadilerde av kuşu boldur.
Olimpus davar sürüleri, hep dağlık memleketlerde olduğu gibi o kadar iyi değildir. Biz burada sığırı kastediyoruz. Yoksa koyun cinsi çok fazla yetiştiği gibi, et açısından da çok güzeldir. Yapağısı çok incedir ve İzmir’de yapılmadığı halde Avrupa’da İzmir halısı diye ün salmış olan küçük halıların yapımında kullanılır.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.