ne biçim şeyler…

Likya Dağları – Cragus ve Massicytus


Aşağıdaki harita Charles Fellows’un 2. Küçük Asya seyahatini anlatan 1841 tarihli kitabının ilk sayfalarında yeralan Likya Bölgesi – Teke Yarımadası haritasıdır. Bölgeyi detaylıca gezen ve bölge hakkında oldukça bilgi sahibi olan Fellows, haritasında Massicytus dağlarını bugünkü Akdağ silsilesi olarak belirtmiş. Fakat bugün bu bölgedeki dağ isimleri hakkında gerek yerel halk, gerekse farklı kişiler tarafından farklı adlandırmalar mevcut. Bunun sebebi ise aynı dağ silsilesinin farklı taraflarca farklı isimlerle tanımlanması. Örneğin Fethiye’de yeralan Babadağ birçok çevre tarafından “Cragus – Kragos” olarak isimlendirilir. Charles Fellows, bugünkü Babadağ’a Cragus demiştir. Fakat yine önemli bir eski Anadolu gezgini, Arkeolog, Charles Texier Asia Minor kitabının 1. cildinde Akdağ’a yani Fellows’un “Massicytus” olarak belirttiği silsileye “Cragus” parantezini vermiştir. Fakat Texier’in belirttiği gibi bölge dağlarının farklı şekillerde sınıflandırılması bu karışıklığın sebebidir. Şimdi Texier’in “Cragus” başlıklı yazısından uzun bir alıntı yapmak istiyorum. Likya bölgesi dağları ile ilgili güzel bir inceleme ve kaynak olduğunu düşünüyorum.

Charles Texier – Asia Minor – Cilt 1 – S.44
Akdağ (Cragus)
Eşen Çayı (Xanthus) vadisinin batısında, bütün Likya’ya hakim ve 3000 m. yüksekliğe ulaşan Akdağ büyük kütlesi yükselir (oysa bu bilgi güncel coğrafi isimlendirmeye göre yanlıştır. Günümüz sistemine göre Eşen Çayı vadisinin batısındaki dağ silsilesi Cragos-Babadağ’dır.). Bunun zirvesi sürekli olarak karla örtülü ve iki taraflı bir yön izleyen kolları kuzeybatı ve güneydoğuya doğrudur. Denizden yüksekliği altı yüz metreden aşağı olmayan bir plato aracılığıyla kuzey tarafından Honaz (Cadmus) Dağı ile birleşir. Batıya doğru Telmissus ya da Macri (Megri, Meğri – bugünkü adıyla Fethiye) koyuna hakim bulunan Massicytus dağına bitişir ve güney dayanakları Finike Kalidonya sıralarını oluşturur. Eski coğrafyaya göre bu Likya dağ grubunu uygun sınıflandırmada eski coğrafyacıların bıraktıkları belgelerin birbiriyle çelişmeleri gibi bazı zorluklarla karşı karşıya kalıyoruz. Örneğin Strabon, Pline, Seneque, Khimeira Dağını Cragus’un içine ya da ona pek yakın bulunan Solyme Dağının yerine koymakta hiç tereddüt etmemişlerdir. Strabon’un tarifine göre Cragus adını Kocaçay’ın doğusunda bulunan dağa vermelidir. Diğer bütün dağlar asıl dağ grubunun farklı uzantılarından başka birşey değildir. Fethiye (Macri) körfezinin batısında bulunan kısım Rodos adasına aitti. Peraea denilen ve Scylax tarafından “Rodoslular memleketi” adı verilen kısım burasıdır.

Daedala adındaki dağ ile şehir Rodoslulara aitti; fakat körfez Likya memleketinin bir kısmını oluştururdu, yani buna Torosların bir kısmı gözüyle bakılırdı. Daedala dağından sonra, dikine inmiş Anti-Cragus dağı, bundan sonra sekiz tepesi ve bir beldesiyle Cragus Dağı gelir. Masallardaki Khimeira’nın biri olan dağlar bunlardır.
 Bu yer, ağzı deniz kıyısında başlayan Chimaera adındaki bir vadiden kısa bir mesafede görünür. Strabon bu tarifi, doğu kıyıya ulaşması açısından Likya sahasının bütün topraklarını içine alır.

Gerçekte Strabon, bu kıyının uzantısı olan Kalidonyalılar adalarından söz eder. Bundan başka Olimpus ya da Phoenicus Dağıyla, yine aynı yerde biri pek iyi bilinen ve Faselis’e yakın Solyma Dağını ve yine o yerde İskender’in birçok problemle geçtiği Climax Dağını tamamen bu sahaya katar. Bunların arasında aynı adla anılır bir de şehir bulunan Massicytus Dağını buluruz.

Bu topografik durumu memleketin şekliyle uyuşturmak için çeşitli takımları sınıflandırarak birini diğerine çevirmek zorundayız ve yine Anti Cragus Dağı Fethiye körfezinin doğusunda yükselerek yedi yüksek çıkıntıyla denize iner. Türkçe’de buna bugün “Yedi Burun” adını veriyorlar (bugün de burası Dodurga-Yediburunlar köyüdür). Bu saha doğuda Xanthus, yani Kocaçay vadisiyle sınırlıdır. Bunu izleyen, doğu tarafında kısa ve dikine inmiş Finike (Phineca) vadisiyle sınırlı bulunan yer ise, Akdağ adı verilen Massicytus’tur. Bu yer birkaç tepeyi ve özellikle Susuzdağ denilen tepeyi içine alır. Bundan sonra bazen yakınındaki kasabaya beğlı olarak Elmalı Dağ ve bazen de Yalnız Dağ adı verilen Solyma Dağı gelir.

Solyma Dağının doğu yamacı, doğu kıyısıyla son sıranın arasında sınır olan Alagir çayını doğurur. Kısacası bu vadiyle deniz arasındaki dağlık şerit, Akova burnuyla ikiye ayrılmıştır. Güney kısmı ise aynı adla anılan Olimpus şehri ve dağıdır. Buraya şimdi Tahtalı adını veriyorlar. Çünkü kereste biçmek için bıçkı yeri vardır.

Zirveleri paralel olarak denize kadar sıralanmış olan kuzey kısmını, kıyıya inen Climax oluşturur. Antalya (Adalia) limanından bu dağların arkasında batan güneşi görmek kadar muhteşem bir görüntü düşünülemez. Dağların her katında ve her tepesinde mavi bir bulut uçar; bu sırada Likya (Lycie) yüksekliklerine çıkmak için çok büyük bir merdiven gibi görünen Climax dağ sıralarını kolayca saymak mümkündür. İşte bizim düşüncemize göre Cragus ve Anti Cragus dağları adını alan dağ grubu bunlardır. Bu ikincinin bu adı almasına sebep, batıdan gelen gemicilere en önce gözükmesidir. Eğer Yunan ve Latin yazarlarının tariflerini alırsak hepsinin Cragus’u daha çok doğuya doğru giden silsileye değil, aksine Likya’ya nispet etmekte görüş birliğine vardıklarını görürüz. Burada kır tanrılarına vakfedilmiş mağaralar vardı. Ovide, birbirine komşu olan Cragus ile Xanthus ve Lymira şehirlerini hep bir yerde olarak ifade eder. Pline, Cragus’u yalnızca b,r burun olarak kaydeder ve Likya içinde Massicytus Dağının yakınına koyar. Bazı coğrafyacılar Cragus adının Kilikya’nın bazı dağlar silsilesine verildiği düşüncesine sevk eden tek sebep, Kilikya’ya bağlı Antakya (Antiochia ad Cragum) şehrinden Ptoleme’nin bu konudaki açıklamasıdır. Bu teori, o zamanın madalyalarındaki yazılarla desteklenmiştir; fakat Strabon bu konuda açıklama yapar. Bunun yine Cragus diye adlandırılan ve Kilikya kıyısında bulunan gizli bir deniz kayası olduğunu söyler: ” Cragus’tan sonra denize yakın kaya her tarafından dik ve uçurumludur.” Bu kayda göre bu bir dağ adı değildir. Bochart’a göre Cragus adı Toros kelimesi gibi Sami kökenli ve Suriye lehçesinde “kaya” anlamına gelen “Crac” kelimesinden alınmıştır.

Fethiye (Telmissus) körfezini saran dağların esası yumuşak kalkerdir, bu özelliğinden dolayı ileride sözedeceğimiz eserler ve anıtları kolaylıkla yontmaya muvaffak olmuşlardır. Bu tür konglomera yığınları Likya sahasının bütün çevresini oluşturur. Dağlık alanlar hatta en yüksekleri de tebeşir oluşumlar türündendir. Beyaz kalker cinsinden, dağılmaz ve çoğunlukla balçıklı kalkerdir. Yaşı içinde bulunan fosillerle belirlenmiştir. Fakat bu fosiller genellikle Likya kıyılarında çok az bulunuyor. Yalnız Tristomo limanıyla Kekova (Kakava) adasında oldukça kuvvetli nümmülit oluşumuna rastlanır.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.