ne biçim şeyler…

Karınca Yuvası

Çok çalışıyorlar. Onları hummalı bir telaş içinde, kimisini sırtında bir kırıntı, kimisini kurumuş bir yaprak taşırken gördüm. Kimisini de kocaman bir parçayı binbir gayret, yuvaya doğru çekiştirmeye çalışırken, kimisini de arkadaşının yüküne el atmış, yardım ederken gördüm. Boy boy olanları var. Boylarına bakmadan, hepsi çalışıyorlardı. Bu sonbahar, yağmurun erkenden toprağa düşüp, içine karıştığı, ama bugün gibi, güneşin aniden parladığı, toprağı ısıttığı bir günde bile yine çalışıyorlar. Her kış gibi bu kış da onlar için sert geçecek. Ne olacağını bilmiyorlar. Bu yüzden öylesine güzel, araya sıkışmış bir günde bile çalışıyorlar. Yağmurlar yağmaya başlamış, toprak ıslanmış, 15 gün önce bütün yuvalar kapılarını kapatmış, her biri yeraltına çekilmiş, büyük bekleyişin ilk zamanlarına alışmaya başlamışlardı. Ama ne oldu ki bir anda güneş parladı da toprak birkaç günlüğüne tekrar ısınır gibi oldu. Yuvaların kapıları tekrar açıldı. Bu sefer hava biraz daha soğuk, yuvanın ağzındaki seti daha da büyük yaptılar. Olur da ani bir yağmura yakalanmamak için, çok fazla uzaklaşmadan tekrar dışarıya çıktılar. Son kalan kırıntıları da yuvaya taşımaya başladılar. Ne olursa olsun, hepsini birden neşeli, azimli, o güzel günün tadını çıkarırlarken gördüm. Bizlere anlatacakları çok şey var.
Kartalları, aslanları, kaplanları hep asaletin, gururun ve onurun sembolleri gibi gösterirler. Oysa bence, karınca şu dünyanın en gururlu ve onurlu canlısıdır. Ege’de derler ki “çocuğu önce karıncaya, sonra arıya, sonra da incir ağacına vereceksin”. Karınca çocuğa çalışmayı öğretirmiş. Demek ki bu yüzden, karınca yuvasının başına oturmuş da karıncalarla konuşan çok çocuk görmüşüm. Arı ve İncir ağacından ise başka bir zaman bahsederim. Onlar da karınca kadar önemli. Artık çocukları 3 yaşına girdiklerinde okula gönderiyorlar. Çocuklar floresan ışıklarının altında, sera bitkileri gibi eğitiliyor. Ellerine soluk renkli, plastik hamurlar veriyorlar. Küçük sandalyelerde oturup, ezberletilen şarkıları söylüyorlar. Çocuklara herşeyden önce ezberlemeyi öğretiyorlar. Önlerine soluk renkli kağıtlar koyup, üzerlerine çiçek çizmelerini söylüyorlar. Saat 12 oluyor. Çocuklar evlerine dönüyorlar. Ama eğitim bitmiyor. Televizyonda ingilizce öğreniyorlar. İçinde sürekli birşeyler kırılan, parçalanan, bir gürültüdür bitmeyen çizgi filmleri, sanki çok derinleri izlermiş gibi, hipnoza girmiş, uyanmamacasına izliyorlar. Çoğu suskun veya aşırı hareketli. Okul öncesi eğitim denilen şey, küçücük bir karıncanın bile yapabildiğini yapamıyor. Bu yüzden karınca, tabiatın en kutsal canlılarından değil midir?

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.