ne biçim şeyler…

“Altın Sürüş” – (Çivi’nin 3. bölümünden)


Bir motosiklet sürücüsünün ender zamanlarda yapabildiği, kendisinden bağımsız, normalden farklı bir sürüş vardır. Motosiklet sürücüsü bu sürüşe bazen yavaşlayarak bazen de hızlanarak ulaşabilir. Bu sürüş, motosikletin ve sürücüsünün çevresini oluşturan tüm elementlerle bütünleştiği, tek bir organizma gibi davrandığı, üçünün de bir yumak gibi birbirine sarmalandığı an yapılan sürüştür. Bu, “Altın Sürüştür”. Bu sürüş, motosikletten motosiklete değiştiği gibi, zaman ve mekan da en az motosiklet ve sürücüsü kadar önemlidir. Bunu belirleyen etmenler sayılamayacak kadar fazla olduğu için, bu sürüşü sürekli değişiklik gösteren karmaşık bir denklemin oluşturduğunu söyleyebilirim. Sürüş hızı, motosikletin durağan noktası olan “sıfır” dan motosikletin sürücüsünü dengeyle ve sağlıklı bir şekilde götürebildiği en son hız arasındadır. Yani yelpaze çok geniştir. Bu hız, aynı motor için birkaç farklı değerde de yakalanabilir. Fakat bazen, eski veya yeni, hiçbir motosikletle bu sürüşe ulaşılamaz, çünkü sürüşün merkezi, aslında önemli bir parçasını motosiklet sürücüsünün oluşturduğu karmaşık denkleme bağlıdır. Nice motosikletler, sahiplerine çok uzun seneler boyu hizmet etseler de bu sürüşe hiçbir zaman ulaşamadan hurda olabilirler. Mesela, bazı zamanlar bir Bmw, bu sürüşe ulaşamazken, simsiyah bir sanayi sitesinin içinde çok ama çok eski bir “mobylette” bunu başarabilir. Bu, elektron gibidir. Aynı bir elektronunun hızı ve konumu gibi, gözlemciye göre değişkenlik gösterir. Nice motosikletler bu sürüşle ilerleyemezlerken, bazen, eski ve iki zamanlı, silindir yatağından yağ sızan, kayışlı, jant tellerinden bazıları kırılmış, egsozundan mavi duman çıkan, farları çalışmayan, selesine içi ıspanak saplarıyla dolu, çizgili, hasırdan pazar çantaları asılmış, arkasında plastik tarla ayakkabıları giymiş yorgun karısını taşıyan bir köylünün motosikleti buna rahatlıkla ulaşabilir. Bazen buna, o eski motosikletin küçücük arka selesine yanlamasına oturmuş, yorgun, güneşten yüzü yanmış, bir eliyle keser ve tırpan tutan, diğer eliyle de kendisi gibi yorgun kocasının beline sarılmış, arpa kokan köylü bir kadın bile ulaşabilir. Çünkü bunu kimin yapacağını önceden kestiremeyiz. Aslında ne kadar saysam da bunların tamamını bitiremem. Motosikletler bazen buna bulutlu, kapkara bir yağmurlu kış gününde ulaşabildikleri gibi, bazen de güneşin tepelerinde parladığı bahar günlerinde ulaşabilirler. Buna bazen gece, bazen de gündüzleri ulaşabilirsiniz. Bazen de gündüzleri ulaşabilir ama geceleri ulaşamazsınız. Bazen, parlak benzin deposunun üzerine yansıyan ışıklar ulaşabilmenize yardımcı olurken, bazen de kaskın camına sıçrayan bir çamur damlası bu sürüşün bir parçası olabilir. Bazen 2. viteste, bazen de 5. viteste ulaşırsınız. Bu sürüşün kendisine has hızına, bazen en pürüzsüz asfaltta, bazen de toprak bir yolda ulaşılır. Bazen yanınızda sizinle birlikte uçan, uzun kuyruklu bir saksağan, bazen de tepenizde süzülen bir kerkenez, bu hıza ve sürüşe ulaştığınızı söyler. Lastikler, amortisörler, elcikler, eldivenler, 4000 devirle hareket eden her piston, bujinin mavi kıvılcımı, dolu deponun ağırlığı, kaskınızın vizörü, aynalarınızdan gördükleriniz, anneniz, kilometre göstergesinin titreyen ibresi, kilometre sayacının herbir rakamı, vites kolu, en yakın arkadaşınız, direksiyon, fren diski, ön çamurluk, konjektör, debriyaj teli, motorun içinde dolaşan yağ, motorun sıcaklığı, geçmiş deneyimleriniz, gittiğiniz yer, geldiğiniz yer, bazen sabahın son yıldızları, bazen dümdüz bir bozkır, bazen kalabalık bir cadde. Bu sürüşte hiçbiri yoktur. Bu sürüş, saf bilincinizin evreninde artık dalgalanmadığınız bir süreçtir. Ne kadar saysam da bitiremeyiz. İşte bu sürüşle birlikte, tüm bu elementler birbirlerine karışırlar. Zaman askıya alınır. İki boyutlu bir dünyada motosiklet ve sürücüsü dümdüz olurlar. Artık motosiklet ve sürücüsü, içinde gittikleri mekanla ve zaman boyutunda bütünleşmiş, normalleşmiş, düzleşmiştir. Bu noktada denge de anlamını kaybeder, içi boşalır. Bu aşamadan sonra motosikleti ayakta tutan şey denge değildir. Bu hıza ulaştığınız zaman, hemen yanıbaşınızda, sizle birlikte süzülen uzun kuyruklu saksağanın bir parçası olduğunuzu, onun da sizin ve motosikletinizin bir parçası olduğunu anlayabilirsiniz. Bu, zamanın üzerinde yapılan bir kamuflaj gibidir.

Nebi Yıkaroğlu

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.