ne biçim şeyler…

Onları Yıkamayacaksınız


Belki ağaçlarımızı yıkacaksınız. Çam ağaçlarımızı, sığlaları, okaliptüsleri, zeytinleri, defneleri, sedirleri, ardıçlarımızı. Beşyüz yaşındaki çınarları yıkacaksınız. Belki leylek yuvalarını da yıkacaksınız. Türkülerimizi, geleneklerimizi, destanlarımızı yıkacaksınız. Masallarımızı, ninnilerimizi, çocukluğumuzu da yıkacaksınız. Binlerce adsız, yana yatmış, kırılmış mezartaşlarını bile yıkacaksınız. İncecik beliyle, dimdik duran, herbiri altın uçlu mızrak gibi, buğday başaklarını da yıkacaksınız. Gün gelecek kiliseleri, camileri, havraları, putları, totemleri bile yıkacaksınız. Kendi ellerinizle diktiğiniz, elinde paslı meşalesi, özgürlük heykellerini de yıkacaksınız. Hanlarımızı yıktınız, çadırlarımızı yıktınız, evlerimizi de yıkacaksınız. Tek kalmış yanan mumu bile yıkacaksınız. Kanunlarımızı, yasalarımızı yıkacaksınız. Çeşmelerimizi yıkacaksınız, heykellerimizi, ulu kayalarımızı, duman çıkan her bacayı, her ocağı yıkacaksınız. Üstüste duran her taşı yıkacaksınız. Füzelerinizi, bombalarınızı, uçaklarınızı, içinden ölüm püsküren herşeyinizi üstümüze yıkacaksınız. Başları bulutlara değen binaları da yıkacaksınız. Anadolu’nun en uzağında, yüzleri toza bulanmış her çocuğun tahtadan atını yıkacaksınız. Beşikleri yıkacaksınız. Bomboş bozkırın ortasında, tek başına kalmış, gölge vermiş de çiftçinin terini soğutmuş, altında bebek uyuyan fıstık ağacını bile yıkacaksınız. Dallarına sayısız bez bağlı, rüzgarın kızlarını, yuvam yıkılmasın diye dilek dilenmiş her ağacı da yıkacaksınız. Üstüne yıldız konmuş Noel ağaçlarını da yıkacaksınız. Binlerce yıldır üstüne basılmamış her eşiği yıkacaksınız. Üstünden nice kervanlar geçmiş, deve ayaklarıyla Bağdat’ın, Halep’in ve İsfahan’ın tozu değmiş eski köprüleri de yıkacaksınız. Yatırların sarık bağlı, tülbent sarılı dikme taşlarını yıkacaksınız. Eli silahlı, şaha kalkan ata binmiş, ardından binlerin, yüzbinlerin, milyonların yürüdüğü elmas gibi çelik gibi adamların heykellerini yıkacaksınız. Üstünde her renk, her desen, bayrak dalgalanan her direği yıkacaksınız. Arılar yuva yapmış, küçücük baykuş konmuş her çatıyı da yıkacaksınız. Karınca yuvalarının topraktan siperlerini bile yıkacaksınız. Afrika’dan gelmiş de, duvara sıvanmış her kırlangıç yuvasını yıkacaksınız. En tepesinin en sivrisine kapkara bir yusufçuk konmuş, her kamışı yıkacaksınız. Hu çeken kara selvileri yıkacaksınız. Koca koca fillerinden tutun da, ellerini göğe kaldırmış, parmak kadar peygamber develerini bile yıkacaksınız. Yeri gelecek Afrika’yı bile yıkacaksınız. Bin yıldır toprağın altında, kurumuş gözyaşı şişelerini dahi yıkacaksınız. Depremler yıkamamış, ama siz yıkacaksınız. Şimşekler düşmüş, seller basmış, çamura boğulmuş, bir tek Ağrı’nın zirvesi kalmış da gemiyle kurtarmış, ama siz gemileri de yıkacaksınız. Mercan basmış, içine orfoz girmiş batık gemileri bile yıkacaksınız. Her medeniyeti, her uygarlığı yıkacaksınız. Anadolu kaplanını, Çakırcalı Mehmet’i de yıktınız. Avşar ellerini, kervan geçitlerini, yörük obalarını yıktınız. Aşık Veysel’i, Pir Sultan’ı, Kamalı Zeybekleri de yıktınız. Ama dağları asla. Onları yıkamayacaksınız..

Nebi Yıkaroğlu, 9.10.11

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.