ne biçim şeyler…

Derin Mevzu; Troya Savaşı ve Anadolu


Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale savaşını kazandıktan sonra “Hektor’un intikamını aldık” demiştir. Bu, böylesine büyük bir savaşın ardından söylenmiş ciddi ve derin tarihsel anlamlar barındıran güzel ve yerinde bir sözdür. Peki Mustafa Kemal bu büyük savaştan sonra neden “Hektor’un intikamını aldık” dedi. Kuşkusuz Mustafa Kemal, Çanakkale’nin ardındaki bazı derin meselelerin, Çanakkale’nin ve Anadolu’nun çok eskilere dayanan tarihinin, Anadolu’da tarih boyunca oluşan girdapların farkındaydı. Çünkü Mustafa Kemal, Anadoluluğun, Anadolulu olmanın ne olduğunu çok iyi biliyordu. Şimdi asıl meselenin etrafında biraz dönmeye çalışalım. Bunun için hakkındaki bilgilerin çok eskilere dayandığı, sözlü gelenekten yazılı geleneğe geçiş zamanının MÖ.500 olduğu Troya veya diğer adıyla Truva savaşı hakkında bilgi sahibi olmamız gerek.
Eğer günümüz tarihçilerinin “ne derse tam tersi yöne bakarız ve doğruyu orada buluruz” dedikleri Homeros’a bakarsak, Troya savaşının sebepleri birkaç Mitolojik Yunan tanrısının arasındaki çekişmedir. Hatta bu çekişme bir kadın yüzünden başlamıştır. Homeros’u o kadar da dikkate almamazlık etmemek lazım, aksi halde antik tarihle ilgili pek çok detaydan da mahrum kalırız. Fakat bu konuda pek tabii ki Homeros’un yazdığı mitolojik Yunan destanlarına göre değil, gerçek tarihe veya en azından bilimsel bulgulara dayanan tarihe göre hareket edeceğiz. İşin içinde Likya’da olduğu zaman benim için tadından yenmez bir duruma dönüşüyor. Kaldı ki finalde Mustafa Kemal Atatürk var. Aslında bu savaş avrupalılar tarafından bugün, kültürel ve arkeolojik anlamda halen devam ettirilmeye çalışılıyor. Fakat bizler gözümüzü açık tutacağız. Troya gerçekte Doğu ile Batı’nın Anadolu üzerindeki bilinen ilk savaşıdır. Bir doğu-batı mücadelesidir. Batı, Troya’yı bir Hellen-Yunan destanı gibi göstermek adına herşeyi yapmaktadır. Son yıllarda çektikleri filmler bile sırf bu dertlerini gidermek adınadır. Gerçek şudur ki Troya bir Anadolu destanıdır, Yunan veya Hellen değil.
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki avrupalılar için siyasette, politikada ve savaşta sembollerin, sembolik hareketlerin büyük önemi vardır. Özellikle avrupalılar, sembolleri kullanarak birçok yerde kendilerini tatmin etmeye çalışırlar. Bunun birçok örneği vardır. Mesela II. Dünya Savaşı sırasında Almanya, Fransa’yı işgal edince Hitler Almanların I. Dünya Savaşında teslim anlaşmasını imzaladığı tarihi vagonda, bu defa Fransızların teslim anlaşmasını imzalamasını istedi. Şark Ekspresinin 2419 numaralı vagonu müzeden çıkarıldı. Bu tarihi vagonda bu kez Fransa’nın teslim anlaşması imzalandı. Bu vagon daha sonra Almanya’ya götürüldü. Hitler aynı vagonda bu sefer Fransızları ezdi. Vagon bu önemli intikamın bir sembolüydü. Çok sonraları Almanya için birtakım tehlikeler göründüğünde Alman subayları bu vagonu yakmışlardır, çünkü biliyorlardı ki sıra tekrar Fransa’ya gelecekti. Almanya bu vagonun içinde başka bir anlaşma imzalama tehlikesinden kurtulmak için bu vagonu ortadan kaldırdı. Bu sadece basit bir örnektir, buna benzer yüzlerce örnekle karşılaşabilirsiniz.
Peki sembollere dayanan bu garip olaylardan ne için bahsediyorum? Konumuza dönelim. Avrupalıların tamamen kanımızı emip, Anadolu’ya yapılacak büyük tecavüz için bize imzalattırdıkları Mondros antlaşması nerede imzalanmıştır? Bir gemide. Bu gemi aynı zamanda Çanakkale deniz savaşında savaşmış, tabyalarımızı bombalamaya çalışmış en güçlü savaş gemilerinden bir tanesidir. Peki bu geminin adı neydi? “Agamennon”. Agamennon da neyin nesidir? Agamennon Troya savaşında Troya’yı işgale gelen büyük Yunan komutanının adıdır. İşin garip tarafına bakın ki her iki Agamemnon da Çanakkale’ye savaşmak için geliyor. Peki sizce bu bir tesadüf müydü? Pek tabii ki bu bir tesadüf değil. Çünkü az önce de anlatmaya çalıştığım gibi avrupalılar için bu tarz semboller çok önemli. Garip bir tatmin duygusu olsa gerek.
Avrupa, Antik Batı Anadolu kültürünün Hellen veya Yunan olduğunu tüm dünyaya yaymakta ısrarcıdır. Kaldı ki bunu bize bile kabul ettirmeye çalışırlar. Bunun için özellikle Homeros’un yazdıklarını örnek olarak önümüze koyarlar. Bunun birçok sebebi vardır. En önemli sebebi ise Batı Anadolu topraklarının aslında Yunan olduğu olgusunu oluşturmaktır. O zaman biz de Troya savaşının yapıldığı döneme gidelim. O dönem Anadolu’da kimler yaşıyor? Ya da bu Yunan halkı ne için Bugünkü Yunanistan topraklarından gemilerle Troya’ya gelip de bir savaş veriyorlar? Troya savaşının yapıldığı döneme ait haritaya göz atalım;

Likya bölgesi hariç, Anadolu’nun büyük bölümü Hititler hakimiyeti altında. Diğer yandan Likya ve Hititler döneminin en güçlü müttefikleridir. Kadeş savaşında Mısırlılara karşı yanyana savaşan Hititler ve Likyalılar iki büyük dost uygarlıktı. Kadeş antlaşmasına ait kil tabletler bunun en büyük kanıtıdır. Hatta Likya “Lukka” ismi tarihte ilk kez Hititlilere ait Kadeş Antlaşması metinlerinde geçer. Diğer yandan birçok uzman da Likyalıların Hititlilerin akrabaları olduğunu, aynı kökenden geldiklerini söylerler. Bilinen diğer bir gerçek ise “Likya” nın yunanca bir kelime olduğudur. Aslında Likya, “Termillae” kelimesinin yunanca halidir. “Termillae” ise Luvi ve dolaylı olarak Hitit kökenli bir kelimedir. Likya ve Hitit dilindeki büyük benzerlikler bu fikri destekler niteliktedir. Şimdi de Wikipedia’dan birebir bir alıntıyla Troya savaşı sırasında Troya’da neler varmış ona bakalım, aynen kopyalıyorum. İsteyenler Wikipedia’dan kendileri okuyabilirler;

MÖ 2. binyılın ortalarında Hisarlık tepesinin doğusunda kalan topraklar büyük Hitit İmparatorluğuna aitti. MÖ 1250 – 1220 yılları arasında krallığını sürdürmüş olan Hitit kralı IV. Tuthaliya’ya ait bir kaya anıtında 2 yer isminden bahsedilir – Wilusa ve Troas. Hititoloji bulgularına göre Truva (İlion), Hititlerin sözünü ettiği Wilusa kentidir. Böylece günümüzden beş bin yıl önce Truva’da Hititlerin yaşamış olduğu ortaya çıktı. Şehrin yeni bulunan bronz mührü eski Yunanca değildi, Anadolu’da binlerce sene önce konuşulan Luvi dilinde kazılmıştı. Toprağın metrelerce altından çıkarılan evler de Yunan özelliği taşımıyorlardı; ve Anadolu’ya mahsustular. Kaynak Wikipedia..

Peki 9 yıl süren Troya savaşı neden çıktı? Yunanlılar Doğu Akdeniz’e ve Doğu Akdeniz ticaret rotalarına hakim olabilmenin Ege’ye ve dolayısıyla Çanakkale’ye sahip olmadan asla mümkün olmadığını farketmişlerdi. 9 yıl süren bu savaş nasıl sonuçlandı? 9 yıl süren kuşatmanın ardından Troya yenildi. Batı Anadolu yağmalandı, kadınlara tecavüz edildi, insanlar köle olarak satılmaya başlandı. Ve Mustafa Kemal’in intikamını aldık dediği Anadolulu komutan Hektor öldürülüp, cesedi günlerce bir savaş arabasına bağlanarak Troya surlarının etrafında dolaştırıldı. Aslında muhtemelen “Hektor” ismi de daha sonradan yunancalaştırılan bir Hitit komutanının ismiydi. İsmin Hititçe veya Luvice kökeni ile veya orjinalini belgeleyen bir kaynak ne yazık ki şuanda mevcut değil. Fakat büyük bir olasılıkla çok sonraları Likya ve Anadolu’daki birçok isim gibi daha sonra gerçekleşen Yunan istilaları sonrası Hellenleştirildi. Ve savaşın en büyük sonucu; Batı Anadolu büyük bir Helenleşme politikasıyla karşı karşıya kaldı. Helenleşme her alanda yayıldı. Luviler dillerini kaybettiler. Likyalılar dillerini ve gerçek alfabelerini kaybettiler. Yunanca Batı Anadolu’yu hakimiyeti altına aldı. Ardından büyük göçler yaşandı. Yunan sanatı, Anadolu sanatıyla sentezlendi.

Bilinen diğer gerçek ise Likyalıların da Troya savaşında Hellenlere yani Yunanlılara karşı Troya komutanı Hektor’un yanında gönüllü olarak savaşmış olduğudur. Peki Likyalılar böylesine kanlı bir savaşta neden gönüllü olarak savaştılar? Cevap basit; Anadolululuk bilinci. Kuşkusuz dönemin tüm Anadolu halkları, Anadolulu olmanın ne anlama geldiğini biliyorlardı. Sadece Likyalılar değil, Hititler ve Frigyalılar da Hellen-Yunan birliklerine karşı Troya’da Anadolu’yu savunmuşlardır. Hatta Troya savaşında Troya birliklerinde sadece kadınlardan oluşan Amazon birliklerinin de yeraldığı bilinmektedir. Görünüşe göre Mustafa Kemal Atatürk’ün, emperyalistleri Gelibolu’da tarihe gömdüğü Çanakkale savunması aslında tarihin çok öncelerinde bir kez daha yaşanmış. Her iki savaşta da tüm Anadolu halklarının Anadolululuk bilinciyle yanyana durarak Anadoluyu savunması açısından benzerlikleri şaşırtıcı… Hititler, Frigler, Likyalılar, Amazonlar ve daha nice Anadolu halkı birlik olmuş Yunanlılara karşı savaşıyorlar. Bugün Batı tarafından Yunan veya Hellen kültürünün bir parçası olarak yedirilmeye çalışılan Likya’ya da bakın siz, Troya’da Yunan askerlerine karşı Anadolu’yu savunuyor. Türkiye’deki birtakım arkeologlar “Likya bir Anadolu Uygarlığıdır, Yunan veya Hellen değil” dediğinde bunların batılı olanları susuyorlar. Peki ya Hektor? Hektor ise, Troya’yı Hellen birliklerine karşı savunan ve bu savaşta ölen büyük Troya komutanının adıdır. Şimdi Mustafa Kemal’in Çanakkale Savunmasını kazandıktan sonra “Hektor’un intikamını aldık” sözü yavaş yavaş bir anlam kazanıyor değil mi? Aslında Mustafa Kemal tüm olan bitenin farkında. Mustafa Kemal, Troya savaşında tüm Anadolu halklarının yanyana gelerek emperyalistlere karşı yine aynı yerde, tek vücud olarak savaştığını biliyor. Her iki savaşın da tıpatıp aynı olduğunun farkında. Ve Mustafa Kemal, bir Anadolu Komutanı olan Hektor’a sahip çıkıyor. “Hektor’un intikamını aldık”.  Mustafa Kemal, dehasını aklımız almaz. Birşey daha belirtmek isterim; Atamız, Kurtuluş Savaşımızın başladığı Büyük Taarruzun başlangıç gününü 26 Ağustos olarak seçmiştir. Neden? Çünkü 26 Ağustos aynı zamanda Anadolu’nun yeniden Türkleşmesini sağlayan Malazgirt Savaşının tarihidir. Bu sembolik olaylar sizlere önemsiz görünebilir fakat savaşta ve politikada semboller önemli hareketlerdir.

Peki ya şu ünlü Truva atı da nedir? Yunan ordusu, savaşarak Troya’yı düşüremeyeceğini anladıktan sonra içine seçkin askerlerin yerleştirildiği büyük atlar inşa ettirdi. Atlar surların önüne bir barış hediyesiymiş gibi götürüldü. Atlar içeri alındılar, ve Troya içten çökertildi. İşte bu da aşşağılık batılıların savaş politikasını bizlere özetler niteliktedir. İçten yoketmek. Bugün Troya savaşı için Çanakkale boğazına gemilerini yığan Yunanlar için özellikle “Akalar” derler. Akalar da Yunanlıların ta kendileridir. Neden bin yıllık Yunanlılar biranda Akalar oluveriyor? Çünkü Troya, Yunanlıların Anadolu’ya girmek için düzenledikleri bir saldırıdır. “Aka” ismiyle de Yunan ismi maskelenmiş olur. Çünkü Batı, tarihin başlangıcından bu yana Batı Anadolu’nun Hellen-Yunan olduğu yalanını sürdürmek ister. Batılılar, Anadolu’da Yunanlılardan önce halkların yaşadığını, gerçek Anadolu halklarının yaşayıp var olduklarını kabul etmek istemez. Anadoluluğun ne olduğunu görmek, bilmek istemez. Bugün batı, geçmişte yaşadıklarından bir ders almış nitelikte Anadolu topraklarına yine aynı şekilde girmek istiyor. Bizleri kendi içimizden vurmak istiyor. Kültürümüzü, tarihimizi yeniden çizmeye çalışıyorlar. Anadolu’nun tarihini bizlerden çalıyorlar. Batı geçmişte olduğu gibi Anadolu Halkının tekbir yürek olmasını istemiyor.

En nihayetinde, Troya savaşı, zamanının Anadolu halklarıyla, Yunanlılar arasında olan bir savaştır. Tüm Anadolu Halkları Troya’da, Anadolu için Yunan birliklerine karşı savaşmıştır. Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi. Tıpkı Kadeş savaşında tüm Anadolu halklarının sadece Anadolu’yu kaybetmemek adına birleşip Mısırlılara karşı savaşması gibi. Mustafa Kemal de Troya savaşının Anadolu Halklarıyla, Yunanlılar arasında yapıldığını çok iyi biliyordu. Hektor’un Anadolu’lu bir komutan olduğunu biliyordu. Yoksa Hektor’un intikamını neden alsın? “Hektor’un intikamını aldık” büyük ve akıllıca bir sözdür ve bu söz, eminim ki sembolik değerlere önem veren emperyalistlerin içlerinde halen acıyan, kanayan ve hiçbir zaman kapanmayacak bir yaradır.

Şimdi gelelim bu iki savaşın da garip bir cilvesine. Her iki Agamemnon da Çanakkale’de savaşmıştır. Birisi bir Yunan komutanı, diğeri ise aynı ismi taşıyan bir savaş gemisi. Yukarıdaki resimde içerisinde bizlere Mondros antlaşmasını imzalatmak istedikleri Agamemnon gemisini görüyorsunuz. Agamemnon aynı zamanda Çanakkale savaşında tabyalarımıza saldıran en güçlü İngiliz donanma gemisidir. Agamemnon, Çanakkale’de aldığı büyük hasar sonucu savaşamayacak duruma gelmiştir. Gövdesinde 7 büyük delik açılmıştır. Güverte isim tablası bugün İstanbul’da Denizcilik Müzesinde sergilenmektedir.

Nebi Yıkaroğlu, 07.10.11

btn_donate_lg

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.