ne biçim şeyler…

Motosiklet, Satranç ve Linux


Hayatımda az şey beni motosiklet, satranç ve linux kadar etkilemiş, büyülemiştir (eşimi bunlardan ayrı tutuyorum). Ve nasıl oluyorsa, bu üç şeyin birbirine çok benzer kavramlar olduğuna inanırım. Bu, bir motosiklet modeli, bir linux sürümü veya satrancın matematiksel dünyasıyla ilişkili bir benzetme değil. Motosikletten kastım, motosikleti motosiklet yapan şeylerdir. Satranç ve Linux için de aynı şeyler geçerlidir. Satrancı satranç yapan ve Linux’u da Linux yapan şeyler, onların kendilerine has, içlerini dolduran nitelikleridir. Motosiklet aslında motosikletin sizi götürdüğü yerlerdir. İçinizde veya dışınızda, motosiklet sizi nereye götürüyorsa motosiklet odur. Benim için bir motosiklet en azından bunlardır.
Bana göre motosiklet; yol boyunca beyninizden geçen herşeydir, dağ yollarıdır, patika yollardır, buğday, arpa tarlalarıdır, köy yollarıdır, uzun ruhsuz otobanlardır, köy camilerinin bahçelerinde oturan ihtiyar dedelerdir, yaban domuzları, tilkiler, kirpilerdir, çocukluğunuzun geçtiği sokaklardır, duman kokularıdır, önlerinde uzun yolları olan otobüslerdir, içlerindeki anlamsız bakışlardır, karşıdan karşıya geçen yılanlardır, köy çeşmeleridir, binbir türlü ağaçlardır, kurumuş ot kokularıdır, araba çarpmış porsuklardır, sazlıklardır, nereye gittiği bilinmez toprak yollardır, kayan arka tekerlektir, uçsuz bucaksız yaylalardır, ovalardır, taş duvarlardır, deniz kokusudur. Motosiklet çadırdır, uyku tulumudur, boy boy anahtarlardır, zincirdir. Motosiklet görkemli kayalıklardır, sonsuz okyanustur, kilometre göstergesidir, sabahın erkeninde yüzünüze vuran soğuk rüzgardır, çoban yıldızıdır, meteor yağmurlarıdır, çam kokularıdır, dibinden bal damlayan incirlerdir, kara pembe dutlardır, durmadan yoğrulan, pofur pofur tepenizden akıp giden bulutlardır, onun sıcacık minik ellerini sırtınızda hissetmenizdir, saçlarınızın her telinde esen rüzgardır, sıcaktır, mıcırdır, kaskın camına sıvanan sineklerdir, bal arılarıdır, eşek arılarıdır, sarıca arılardır, kızıl arılardır, bazen bir arı iğnesidir, bazen de yumruk gibi bir çekirgedir, yukarıda hemen başınızın üzerinde uçan bir şahindir, karanlıkta parlayan çakal gözleridir. Motosiklet sizinle sınırlıdır.
Motosiklet üzerinde ilerlerken oraya dair ne varsa bunu herşeyiyle hissedersiniz. Motosikletle yol arasında, gittiğiniz yer üzerinde sizi oradan ayıran hiçbirşey yoktur. Asfaltsa asfaltı, topraksa toprağı, yüksekse yüksekliği net olarak algılarsınız. Geçtiğiniz heryerin kokusunu duyarsınız. Motosikletle ilerlerken asfalta bile dokunabilirsiniz. Motosiklet üzerindeyken kalbiniz ve beyniniz herşeye gerçek tepkiler verir. Gözünüze bir sinek girer, biraz toz yutarsınız, yol kenarında yanan kuru ot dumanının içinden geçersiniz. Motosikletle oranın tam da içinden geçersiniz. Motosiklet sizi geçtiğiniz her yerin içinden geçirir. Bir motosikleti, bir arabadan ayıran şey işte tam da budur. Arabayla seyahat etmek televizyon izlemek gibidir. Arabalar televizyonlara benzerler. O camlar ve konforlu koltuklar aslında çok büyük süzgeçlerdir. Geçtiğiniz yerlere dair herşeyi sizden alırlar. Motosikletçilerin kullandığı çok sevdiğim bir söz vardır. “Biz sunroofa değil, gökyüzüne inanırız”.
Diğer yandan gerçek motosikletler oldukça hassas dengelere sahip mekanizmalardır. Motosikletten çıkan her ses size birşeyler anlatmaya çalışır. Bazen küçük, çok küçük bir değişiklik motosiklette büyük değişikliklere sebep olur. Bu yüzden motosikleti iyi dinlemelisiniz, onunla aranızdaki dili geliştirmelisiniz. Motosikletler nispeten açık mekanizmalardır. Çalışmasını sağlayan her parça gözünüzün önündedir ve her parçaya parmaklarınızla dokunabilirsiniz. Motorun ısısını yüzünüzde, ellerinizde hissedersiniz, her kabloya, her hortuma dokunabilirsiniz. Motor üzerindeki her ayarlamayı kendi ellerinizle yapabilir, her vidayı ve her somunu sıkıp gevşetebilirsiniz. İşte motosiklet tam da burada Linux’a benzer. Linux açık kod yapısına sahip bir sistemdir. Linux üzerinde çalışan her kodu görebilir, her koda dokunabilirsiniz. Bir bilgisayarı Linux’la donatmak, üretimden yeni çıkmış bir motosikletin ilk 1000 kilometresini (rodaj) sürmek gibidir. Bir motosikletin ilk 1000 kilometresinde bir heykeltraş kadar sabırlı olmak zorundasınızdır. Çünkü bir motosikletin ilk 1000 kilometresinde, aslında her bir piston vuruşuyla silindirleri şekillendirdiğinizi bilmelisiniz. Bu, motosikleti çalıştıran sistemin geleceğini belirleyen bir evredir ve bir bilgisayarı Linux’la donatmakla aynı şeydir. Linux’u bir sisteme kurmak göreceli olarak zahmetlidir, çok şey ekler, çok şey çıkartırsınız. Fakat sonunda sizin için ideal bir sisteme sahip olursunuz. Bu, çiçek kokularıyla patlamış, renklerin en güzeliyle motiflenmiş bir Nisan gününde, motosikletle sevdiğiniz bir yoldan, çok sevdiğiniz bir yere gitmeye benzer. Rüzgarı, hızı, kokuyu, soğuğu, sıcağı ve oraya dair ne varsa hissetmenize benzer. Yol üzerindeki her çakıl taşını, her çukuru, her tümseği tekerleklerde hissedersiniz. Her ikisi de onları kullanırken gerçekten büyük bir zevk verir. Her ikisi de sizi sonuna kadar özgür kılar. Bu yüzden hem iç mekanikleri, hem de yüzümüze çarpan rüzgarlarıyla motosikleti ve Linux’u birbirlerine benzetirim. Her ikisi de açık kaynaklıdır. Her ikisinde de çalışan herşey ortadadır ve her ikisinin de akışını sonuna kadar hissedersiniz. Her ikisi de doğalarını sizin ruhunuza yansıtırlar. Her ikisinde de olan biteni hisseder, siz de oranın, o sistemin bir parçası olursunuz. Periyodik bakımlar, hız, manzara, görsellik, istikrar ve stabilite. Linux da motosikletler gibi sistem kaynaklarını en az ve en verimli şekilde kullanır. Bu yüzden Linux bir Hayabusa kadar hızlıdır.
Diğer yandan motosikletler arabalara göre göreceli ucuz araçlardır, daha az karbon salınımına sahiptirler ve çok daha az benzin tüketirler. Ekonomiktirler. Linux da böyledir. Linux bedavadır.
Satranca gelirsek; satranç zaten yaşadığınız hayatın ta kendisidir ve eğer acemiyseniz veziri oyunun başında çıkartmamalısınız.

Nebi Yıkaroğlu
04.10.2011

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.