ne biçim şeyler…

Anadolu, Nehirler ve Likya


Anadolu’nun binlerce yıldan bu yana akan nehirleri adeta geçtikleri yerlerin yaşam kaynaklarıdır. Anadolu binlerce yıldır nehirlerle şekilleniyor, nehirleriyle besleniyor. Tarlaları, ekinleri sulayan, ormanlarımızın can damarı, yuvasında küçücük bir solucan bekleyen yavru kuşu bile besleyen, hayat kaynaklarımız, Anadolu’yu Anadolu yapan bu kutsal sular son zamanlarda büyük bir tehlikenin kucağına atılmış durumda. İnsanlık için, doğa için öneminin kelimelerle anlatılamayacağı bu kaynaklar, yabancı şirketler ve bunların ortaklarıyla bugün ticari birer meta haline getirilip önümüze konuluyor. Anadolu’nun bu eşsiz kaynakları paraya dönüştürülüp üstelik yine bizlere satılmaya çalışılıyor. Tarihe bile yön vermiş, haçlı şövalyelerini (Frederic Barbarossa, aynı zamanda Hitler’in Rusya’ya düzenlediği saldırıya isim babası olmuştur, Barbarossa Harekatı) azgın sularında boğmuş, efsaneler yaratmış bu nehirler bugün metal borulara hapsedilmeye çalışılıyor. Anadolu toprakları birkez daha nankörlükle sınanıyor. Bu anlamda Yusuf Yavuz’un, Prof. Sencer Şahin ile yaptığı, Hes’ler ve Likya ile ilgili söyleşisinin son bölümünü buraya eklemek istedim.

Yusuf Yavuz-> HES’ler Anadolu’nun kimliğini yok ediyor
Tanrıların, bilgelerin ve söylencelerin beslendiği Anadolu’nun yaşam kaynağı nehirler, HES’lerle birer birer tarihten siliniyor. Aslında kaybolan ortak belleğimiz. Tanrı Apollon’u, önce yaratıp sonra sularıyla tarihe gömen bilge nehirlerin akışına HES kelepçesi vuruluyor…
ANADOLU’NUN DERE KATLİAMI
Anadolu’nun kılcal damarları olan derelerinin tamamına yakını, üzerlerine hidroelektrik santral ( HES) yapılması amacıyla özel şirketlere satıldı. Sayısı 2000’in üzerinde olan bu santraller hayata geçmesiyle birlikte Anadolu’da akan tüm dereler, borular ya da tünellere hapsedilmiş olacak. Böylece coğrafyanın insanı, kültürü ve inancı biçimlendiren binlerce yıllık sürekliliği de kesintiye uğrayacak. Bir bakıma özel şirketlerin daha çok kar elde etmeleri uğruna Anadolu’nun belleği bir çırpıda silinecek. Hasankeyf ve Allianoi, bu konuda çarpıcı iki örnek.
Karadeniz’den Ege’ye, İç Anadolu’dan Akdeniz’e tüm akarsu kaynakları üzerine hazırlanan binlerce HES projesi, ne getirip ne götüreceği hesaplanmadan, oldu bittiye getirilerek rant furyasına kurban ediliyor.
BİR NEHRİ TARİHTEN SİLMENİN BEDELİ KAÇ PARA?
Akdeniz Üniversitesi Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Eski Başkanı Prof. Dr. Sencer Şahin’le HES furyasından en çok etkilenen bölgelerden biri olan Akdeniz’in nehirlerini ve bu nehirlerin efsanelere, destanlara kaynaklık eden tarihlerini konuştuk. Bugün yalnızca özel şirketlerin kasalarını dolduran birer meta gibi görülen antik Likya, Pamfilya ve Pisidia’nın nehirleri, koynunda tanrıları ve bilgeleri barındırmalarının yanında, dünyayı değiştiren savaşlara, tarih başlatıp ‘tarihten silen’ olaylara da ev sahipliği yapmışlar. Ancak bugün bu nehirler para uğruna birer tarihten siliniyorlar. Hem de kısa süreli bir yatırım uğruna…
PATARA’DAKİ APOLLON TAPINAĞINI YERLE BİR EDEN ‘KARA SU’
Prof. Dr. Şahin’le Likya’nın nehirlerini konuşmaya Eşen ve Karaçay’la devam ediyoruz. Anadolu’nun en önemli ana tanrıça kültlerinden olan Leto Ana efsanesine kaynaklık eden Eşen Çayı, (Ksantos), Karaçay’la birlikte bugün HES kıskacındaki önemli su kaynaklarından biri. Ancak Şahin, efsaneye kaynaklık eden çayın, aynı zamanda bu efsaneyi sonlandıran olduğunu da belirtiyor. Şahin’in anlattığına göre, Eşen’in kaynaklık ettiği efsaneden doğan ve önemli bir kehanet merkezi olan Apollon tapınağı, Eşen’in en önemli kolu olan Karaçay’ın sularıyla tarihe gömülmüş…
Şahin, bu çarpıcı iddianın ayrıntılarını şöyle anlatıyor: Patara, bir kehanet ocağı olarak işleyen Apollon Ta­pınağı ile de ünlü idi. Söylenceye göre Apollon yılın altı ayını Delos’ta altı ayını da Patara’daki tapınağında geçirirmiş. Tapınağın lokalizas­yonu bugüne kadar gerçekleştirilememiştir. Bunun da ana sebeplerinden en önem­lisi, Lykia coğrafyasının, özellikle dağ sisteminin, bugüne kadar doğru yorumlan­mamış olmasıdır. Stadiasmos çalışması çerçevesinde, Lykia’nın üç dağ silsilesinin (Beydağları, Akdağlar ve Boncuk Dağları) antik çağdaki karşılıklarını doğru şekilde saptadıktan sonra, bazı antik kaynaklarda, özellikle de Oracula Sibyllina’nın bazı mısralarında geçen ifadeler Patara Apollon Tapınağının lo­kalizasyonu bağlamında önem kazanmaktadır:

“Ve senin Kragos, Lykia’nın yüce Dağı, doruklarından/ Bir su gelecek çağıltılı ve hırçın, açılınca kayanın dar boğazı/ Taki susturana dek Patara’nın kehanet ocaklarını”

Bu mısralara göre, Patara civarındaki Apollon Kehanet Merkezi Kragos Dağından gelen sellerin altında yok olacaktır. Yukarıda aktarılan Sibylle Pseudo kehaneti de, o halde malum bir duruma dayanmakta, işaret ettiği olay ise geçmişte çoktan olup bitmiş bulunmaktadır. Apollon kehanet merkezinin Nero za­manında deprem ve ‘kara bir suyla’ yıkıldığı, keza Oracula Sibyllina mısralardan anlaşılmaktadır:

“Ey Lykia’nın güzel Myra’sı! seni de ayakta bırakmayacak
Dehşetle sarsılan toprak; yüzüstü düşeceksin yere,
Sığınmak için ahalin sağa sola yalvarıp yakaracak
Ne zaman ki kötücül Pataralıların kehanet gürültü-patırtılarını
Kara bir su, yıldırımlar ve yer sarsıntılarıyla yok edecek.”

APOLLON TAPINAĞINI TARİHTEN SİLEN KARAÇAY MI?
Tapınağın kesin olarak tarih sahnesinden silinişi ise İ. S. 3. yy. ile 6. yy. arasında cereyan etmiş olmalıdır. Bu sili­nişte Kragos’un doruklarından gelen ‘kara su’ sorumlu tutulabilir mi? Ama şu hemen belirtilmelidir ki, Akdağ’ın doruklarındaki heyelan bölgesinden derin bir kanyonu geçerek Eşen Çayı vadisine adeta fışkırırcasına çıkan ve Eşen Çayı’nın (Xanthos Potamos) en büyük kolu olan bir su gerçekten de ‘Karaçay’ adını taşımaktadır.
TİTAN KAYASI YA DA ‘KAYADİBİ’, NASIL ‘SAKLI CENNET’ OLDU
Tüm bu antik kaynaklar göz önüne alınınca Tlos yakınında vadi tabanından dimdik yüzlerce metre yükseğe çıkan Kayadibi mevkiindeki kapız niteliğinde ikiye ayrılmış dev kaya duvarını Oracula Sibyllina mısralarındaki ‘kara su’ ve Quin­tus Smyrnaeus’taki ‘Titan Kayası’ ile özdeşleştirmemiz, kanımca, yanlış olmayacaktır. Ksanthos (Eşen) vadisinde çok uzaklardan görülebilen bu kapuz kayalığı Patara civarında Sibylle kehanet mısralarındaki tarife uyan tek doğal oluşum olup, bugün turistik ca­zibe beklentisi ile halk dilinde ‘Saklıkent’ ya da ‘Saklı Cennet’ gibi içi boş sözcüklerle tanımlanmaktadır.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.