ne biçim şeyler…

Seher I


Anadolu. Seherin üzerine ağıtlar yaktığı, tütsülediği, titrediği, büyülediği topraklardır. Seherin, sıcak yel olup estiği, her sabah ağladığı, öle öle dirildiği topraklardır. Seherin binlercesine, milyonlarcasına, sessiz sessiz yas tuttuğu, içine kan akıttığı topraklardır. Çatır çatır çatlayıp, ses çıkarmayan topraklardır. Anadolu, paramparça olmuş, kanı akmış, cevheri sönmüş, liğme liğme olmuş haçlı zırhlarının, kopmuş şovalye kafalarının toprağıdır. Yüz yerden gelmiş de, binlerce nalla basıp, koşup koşup eskitemediği topraklardır. İçi çökmüş sarıklı mezarlardır. Işıktan bir kılıç gibi inmiş, parça parça olmuş da böğrüne saplanmış meteorlardır. Yas tutan analardır, babalardır, evlatlardır. Yatırlardır, kırklardır, yedilerdir. Binlerce bez bağlı, rüzgarda gelin gibi, adanmış, dilenmiş ağaçlardır. Turnalardır gökyüzünde. Tekkelerdir. Topraktan fışkıran altın, gümüş sikkelerdir. Çürümüş tahtalardır, çiyandır, 40 boğumlu kırkayaktır. Sürülmüş, kovulmuş Yörüklerdir. Avşar’dır. Kuş gagasında solucandır. Mezarsız şehitlerdir. Bez bağlı ayaklardır. Yükten çökmüş kervandır, yorulmuş, çökmüş devedir, Çine köprüsünde. Çıkmamış amforadır, heykel gibi testidir. Sandık yüklü sallardır. Kıtır kıtır çatlamış kayalardır. Yörük çadırlarıdır, Zeybek cepkenidir. Hu çeken selvilerdir, kırılmış mezartaşlarıdır. Beni de sula diyen bebek mezarıdır. Sabah ezanlarıdır Anadolu. Beddualardır, lanetlerdir, sadakalar, sevaplardır. Keçi sütüdür, arı sütüdür, karınca sütüdür. Patlamış coşkunluktur. Yüz milyon çekirgedir, yüz milyon kırlangıçtır. Leylek yuvalarıdır, kundakta  bebektir, beşiktir, rüzgardır, kumdur.
Bin yılda bir geçer kuyruklu yıldız, Anadolu’yu göreyim diye. Geçer de neler görür? Mustafa Kemal’i görür de yıldızlığına küser. Çanakkale’yi görür, Malazgirt’i görür, Nif Dağını, Ağrı’yı, Kahpe Osmanlı’yı, Bizans’ı, buğday başaklarını, sırtında ekmek taşıyan karıncayı, nazar boncuklarını, sığla ağaçlarını görür. Likya’yı görür, kılıç altında kan gibi akan dereleri görür. Kubbeleri, çanları, havraları, şaman mezarlarını görür. Bir bez de ben bağlasam şu ağaca der. Bozdağları, Birgi Dede’yi, Çakırcalı’yı görür, Pir Sultan’ı, Kamalı Zeybeği görür. Kara bulutları, ak topakları, toprağa düşen, düşüp de kavuşan yağmur damlasını görür, kayalara çarpıp da toz olup birleşen dalgaları görür. Büyük Menderes’i, Tlos’u görür. Gövdelerinde dişsiz ağız gibi delik, batmış, yutulmuş, İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan fırkateynlerini görür. Çocuğuna kavuşmuş anaları görür, bekleyişleri görür. Çeyiz sandıklarını görür. Yüzdeki tozdan çamur olmuş, gözyaşını görür. Kedi kapmış, tilki yemiş yavruları görür. Pişmiş, toza dönmüş, kiremit çatıları görür. Hezarfen’i görür de ben de böyle süzülsem Anadolu’ya der. Ionia’yı, Efes’i, Sard’ı görür. Altın damarlarını, uranyum parıldamalarını görür. Ayakları nasırlı keşişleri görür. Luvileri, Hititleri görür. Dört nala at koşan Persleri, baskınlarda yanan çatıları görür. Ağzı köpürmüş develeri, taş köprüleri, ağa takılmış çırpınan kelebekleri, kandan şişmiş örümcekleri görür. Som altından sazan balıklarını, üstü benekli, hançer gibi alabalıkları, güneş balıklarını, yunusları, ahtapotları, camgözleri, denizatlarını, mürenleri, istiridyeleri, orfozları, hepsini içine almış da yüzen Nusret’i görür.
Küstür. Toprağına gözyaşı dökmeyene küstür. Kan akıtmayanına küstür. Toprağına düşmeyene, içine girmeyene, ayakları basmayana küstür. Kokusunu çekmeyene, yağmur vermeyene, çatlamayan her tohuma küstür. Selviyi her kesene küstür. Her bombaya, vızıldayan her mermiye küstür. Çekilmiş her tetiğe küstür. Patlamamış her mayına küstür. Kazılmış her sipere de küstür. Gürzlerin, süngülerin yatağıdır Anadolu.
Anadolu. Her sabah, her sabah, küsme bize Anadolu…
Nebi Yıkaroğlu, 28.07.11

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.