ne biçim şeyler…

Değişen Yer Adlarıyla Silinen Anadolu Tarihi

DİRMİL / ALTINYAYLA ÖRNEĞİNDE DEĞİŞEN YER ADLARIYLA SİLİNEN ANADOLU TARİHİ

Fahri Işık

Akdeniz Üniversitesi Likya Uygarlıkları Araştırma Merkezi’nin uluslararası süreli bilimsel dergisi LYKIA’nın IV, 1998/1999 sayısında Türkçe ve Almanca olarak yayınlanan “Patara Yol Kılavuz Anıtı – Miliarium Lyciae”de Prof. Dr. Havva İşkan şöyle yazar: “Anıtın B yüzünde 29. satırla birlikte Araksa’dan itibaren Kibyratis’e uzanan kuzey yol hattı başlar…Balboura’dan Kibyra’ya gitmek istenildiğinde (136 stadion), TRİMİLİN(d)a üzerinden geçileceğini belirten son derece önemli bir satır gelmektedir (32. satır). Bu veri, Likya’nın erken tarihi ve topografyası için olağanüstü büyük bir öneme sahiptir. Çünkü bu bilgiyle, Likyalıların kökeni konusundaki tartışmalara da kesin bir açıklık getirilmektedir. Farklı araştırmalarda pek çok kez irdelenen bu bölgenin bugün bile binlerce yıllık Luwi kökenli adıyla anılan DİRMİL olduğu F. Işık tarafından da önerilmiştir. Bu sözcükte aynı zamanda Likyalıların kendi öz adları da gizlidir ve böylece Likyalıların Herodot’un (I, 178) bildirdiğinin aksine, -Girit değil- Anadolu kökenli oldukları bir kez daha kanıtlanmaktadır…”

Tarihe böylesine ışık tutucu önemde çarpıcı bilgiler içeren Patara Yol Kılavuz Anıtı’nın günyüzüne çıkarılabilen toplam 46 bloku üzerine yörenin Patara çıkışlı yol ağı, kentler arası mesafeleriyle yazılmış ve bununla Likya tarihsel coğrafyası bütünüyle ve doğrusuyla yeniden şekillenmiştir. Likya’yı İS. 43 yılında Patara’nın başkentliğinde bir Roma Eyaleti’ne dönüştüren imparator Claudius’un emriyle dikilir bu anıt. Türünün antik dünyada en eskisi ve günümüze korunabilen tek örneği olması nedeniyle de yazıt bilimciler tarafından”yüzyılın buluntusu” olarak tanımlanır; bugün Antalya Müzesi’nin ek binasında onun için özel yapılan yerinde yeniden dikileceği günü beklemektedir.

Patara’dan başlayarak Ksanthos-Tlos-Oinoanda-Balboura ve Trimili üzerinden Kibyra’ya giden ve orada sonlanan kuzey güzergah, güncelliğini hiç yitirmeyen bir nedenle özellikle önemlidir; çünkü eski Likya – yerli Anadolu yerleşimi ile bağlantı içindeki bu yolda en belirleyici olan yer adı yakın bir geçmişte değiştirilmiştir. Yazıtta adı geçen Balboura şimdiki Dirmil Geçidi’ne, Kibyra ise Gölhisar’a bakar; bu iki antik kent arası uzaklık anıtta “136 stadion”, yani yaklaşık 25 km olarak verilir ve bu iki antik kenti bağlayan yolun geçtiği “Trimili” toprağı, tamtamına günümüz Dirmil’i ile örtüşür. Binlerce yıl önce Trimili üzerinden ulaşılan Balboura ile Kibyra arası antik yol, bugün Dirmil üzerinden ulaşılan Dirmil Geçidi ile Gölhisar arası modern yol güzergahıyla aynıdır ve de dün gibi bugün de yaklaşık 25 km uzunluğundadır.

Eski Anadolu’da bir gelenek vardır; örneğin Trimililer’in çağdaşı Hititler zamanında, İÖ.2. binyılda, halkların coğrafik konumlarına, yaylalara, dağlara ve ırmaklara göre adlandırılması ya da bunun tersi olarak yer adlarının o yörede yurtlanmış halkın adıyla anılması yaygındır. Hititler de kendilerini, ikinci başkentleri Neşa’dan esinlenerek Naşili biçiminde adlandırmışlardır ki coğrafik bir tanımlama olan Trimili’nin, orada yaşayan halka ad olması şaşırtmaz. Çünkü Likyalılar kendi dillerinde ülkelerine Trmmis, kendilerine de Trmmiliderler. Yunan yazılı kaynaklarında bile bu halkın adı Likyalılar’ın yanısıra aynı anlamda Termilai, yurtlandıkları toprağın adı ise Likyaanlamında Tremile olarak da okunur. Bu bilimsel gerçekler, Patara anıtında yer adı olarak geçen Trimilin(d)a deyiminin, kendi dillerindeLikyalı anlamına gelen Trmmili ile özdeşliği sonucuna götürmektedir. Yani bugünkü Dirmilli deyiminin Likya dilinde Trmmili’den geldiği sonucuna; ve de bitek Dirmil Yaylası’nın Likyalılar’ın anayurduolduğu sonucuna…

Bugün Burdur’un büyüleyici doğal güzellikteki ve tarihsel önemdeki bu farklı yöresini Dirmil adıyla bulamazsınız haritalarda; yol levhalarında da göremezsiniz. Çünkü daha düne kadar binlerce yılın geleneğinde Trmmili adını dilin süzgecinden süzerek ağızdan ağıza şimdilere taşıyan DİRMİL, 1991 yılında ilçe olduğunda ad değiştirmiş; orası ALTINYAYLA olmuştur. Bu coğrafyanın bir parçası olan Seki Höyük ve Çaltılar Höyük yüzey buluntularının İÖ. 3. binyıla, günümüzden en az 5000 yıl öncesine, götürdüğü bir köklü Anadolu tarihi, o yeni adla birlikte bir seferde silinmiş; İncil’de İbrahim ve Yakup peygamberle birlikte anılan, ilkinin kardeşine ad olan ve adı 5000 yıl boyu hep aynı kalan bir Harran’ı bile Altınbaşak adıyla geçmişe gömerek belleklerden silmeyi hedefleyen zihniyet, Anadolulu olma övüncünü altın yaprakların göz kamaştırıcılığında tarihe yazan yerli halklara, kültürlere karşı ihaneti burada da sürdürmüştür.

Çünkü bu zihniyet Dirmil bağlamında bilememiştir ki Likyalı’ya ad olma, anayurt olma bir ayrıcalıktır: Çünkü bu yerli Anadolu halkı tarihi boyunca bağımsızlığın bayraktarlığını yapmış; Atinalı İsokrates’in deyişiyle, tarihte “hiçbir kimse hiçbir zaman onlara egemen olamamıştır“; sonraları Romalılar’a bile baş eğmemişlerdir. Anadolu halklarının özgürlüğü uğruna Kadeş’te Mısırlılar’a karşı Hititler’in, Troya’da Yunanlar’a karşı Troyalılar’ın yanında saf tutanlar ve yiğitlikleri üzerine destanlar yazılandır onlar. İÖ. 5. ve 4. yüzyılda sanatta Anadolu Klasiği’ni tek başına temsil edenler; Anadolulu olma bilincini çağlar boyu yapıtlarında yansıtanlardır. Ve de Fransız aydınlıkçı Montesquieu’yu “antik dünyanın en iyisi” olarak etkileyenLikya Birliği yasası ile Amerika Birleşik Devletleri’nin çağdaş devlet yapısına örnek bir demokrasinin öncüsü olanlardır.Likya Uygarlıkları Araştırma Merkezi’nin kendini yükümlü saydığı,“yöre halkını geçmişiyle tanıştırma” etkinlikleri çerçevesinde 4 Haziran günü Merkez Müdürü Havva İşkan ile birlikte bu bilimsel gerçekleri Dirmil halkıyla coşku içinde paylaşmanın ardından bildik ki: onların Altınyayla sözcüğünü yabancılayarak “biz Dirmilliyiz” demekte ısrarcı oluşları ve kendi öz adlarına sahiplikte kararlılık, yüreklerine işleyen tarihsel geçmişlerine sahipliktendir; onlar artık Teke yöresine özgü bir sipsi’yi, türkü ve oyunları, devraldıkları o zengin mirasın sentezinde yarattıklarının da bilincindedir. Bu nedenledir ki orayı hakedilen bir kültür ve doğa turizminin odağına oturtmayı hedefleyen H. Kürşat Kırbıyık “Altınyayla Kaymakamı” olmaya alışamamıştır. Kalkınma umudunu bu hedefe bağlayan Ali Serttaş yeniden “Dirmil Belediye Reisi” olarak anılmayı özlemektedir. İl genelinde kültür ve doğa turizmiyle kalkınma seferberliği ilan eden ve Anadolu misyonumuzu ilgiyle karşılayan Vali Can Direkçi de, “Uyuyan Güzel Burdur”unu ancak yöre insanının parlak geçmişine sahiplikleuyandıracağı inancındadır.

Ve biz Dirmil’de gördük ki bu uyanış çok geç olmayacaktır. Yeter ki onların sahiplendiğine sahiplenmede Ankara“çok geç” kalmamış olsun…


Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.