ne biçim şeyler…

41.000 Km

2 yılda 41000 km. Asfaltın hertürlüsü, köy yolları, patikalar, dağ yolları, otoyollar. Ege ve Akdeniz. Yıldızlı geceler, yağmurlu havalar, rüzgar, sıcak. Gece, gündüz.. Köprüler, tüneller. Sabah, akşam, yine gece, yine gündüz..
Saat sabahın 4’ü eldivenlerimi giyiyorum, hava serin, güzel olacak. Eşyalarımı, çantalarımı bağlıyorum, fermuarlar…
Gün ağarmamış, güneş doğmamış, Göcek’ten aşağı bir yıldız gibi kayıyorum, hertaraf simsiyah. Vizörü açıp başımı kaldırıyorum, gökyüzünde milyarlarca yıldız, tertemiz. Güzel bir yol olacak, evet…
Başka birgün Faralya, bir diğer gün Patara, Saklıkent, Tlos, Xanthos, Pınara. Söylenmeyecek yollar var. Papatya kokuları, kekik kokuları, yanık ot kokusu, çimen kokusu, bazen benzin, bazen mazot.. Didim, gecenin 1’i, kaskım yok. Saat sabahın 7’si. Özdere’den Selçuğa. Herkes uyuyor, Gebekirse gölü, balıkçıllar, bir bardak ayran, 2 tane gevrek. Geri dönüyorum, herkes halen uyuyor.
Saat sabahın 6’sı Selçuk Tünelinde gözlerim kapanıyor, çok uykum var, bıraksam gözlerim kapanıyor, Selçuğu görüyorum, ha gayret az kaldı diyorum, otoban hipnoz ediyor, tünelin sonunda babam var.
Rüzgar öyle bir vuruyor, küfürler, küfürler, küfürler…
Turgutlu’dan dönüş, gece 12, her kamyon, her tır heyelan gibi, çenem uzasa kaskı ısırırım.
Sabah 4, Menderes’ten, Özdere’ye, inişli çıkışlı dağ yolları, bomboş. Bir tilki, bir yaban domuzu. Farlar kapanıyor, o ne karanlık öyle? “Merhaba korku”.
Köyceğiz, sabah 6, sis. Bitmiyor. Gökova sise devam. Sakar geçidinden bakıyorum aşağı, bembeyaz. Sadece kavakların tepeleri.. Güzel.
Mars’a gidemedim ama Çine’ye gittim. Kaç sabah, kaç öğlen. Bir gece. O kayalar. Çek kenara, kapat kontağı, farları karart. “Merhaba korku”. O sigara… Motosikletin dili olsa, Çine’yi o anlatsa…
Birgün bir kamyon kasasında, aklım hep onda..
Lidya, Ionia, Likya, Karia, Mylasia…
Bafa gölü…
Ödemiş, Gölcük.. O ne güzel tatildir, Ayla’m, ben, huzur..
Her 1000 km, depoya vur “deh aslanım”, logosunu sevdiğim…
Babadağ, Eşen, Kirme, Karaağaç, tüyler diken diken…
Ve Ölüdeniz, sen oraya aitsin. Sen de bunu biliyorsun.
Urla, Güzelbahçe, Seferihisar.. Seferihisar’daki o lahmacuncu.
Buca, sokaklar.
Bazen gökyüzünde bir şahin, yanıbaşımda bir saksağan…
Kavacık, Efemçukuru, o yolları seviyorsun…
Konak, Kahramanlar, Alsancak. Ama sen Kemeraltı’nı seviyorsun; Şadırvanaltı’nı…
Bozuk konjektör, kırık bir öndişli, ama yola devam..
Bir Pazar sabahı, Çine sanayi sitesi.
İçler acısı patlak amortisörler, bildiğimiz gözyaşı, yağ sızıyor, motosiklet ağlıyor…
Sinekler, onlarcası, yüzlercesi, kaskın camına yapışan sinekler “çıt çıt çıt çıt”.
Dınk! Eşekarısı…
Akyaka, O koylar, o koyların içinden geçişimiz..
Likya yolu, Dodurga, Seki..
Faralya’dan Ölüdenize iniş, Hisarönü’nden Ölüdenize iniş, Fethiye.
Kayaköy, gemile koyu, orman yolu..
Keçiler, koyunlar, çoban köpekleri.
Kaya mezarları, Tepecik’teki yahudi mezarlığı, mezarlar, Kokluca..
Papatya kokan, ot kokan Aydın, Zeytin ağaçları..
Efes.
Köyler, kasabalar, apartmanlar, evler, gecekondular. Selede çadır, uyku tulumu..
Birgün bir koy, kamp ateşi…
Düşün, düşün, düşün.
Arkamda Ayla’m, şarkılar..
Yalnızca biz, o ince yollar…
Söylenmeyecek yollar…

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.